CeHaPe zihniyeti

Siyasetin, sık sık kesintilere uğrasa da, bir asırdan uzun süredir yoğunluklu olarak siyasal partiler eliyle icra edildiği Türkiye'de siyasal kültürün maalesef hala son derece ıslaha muhtaç bir halde olması fevkalade rahatsızlık verici.

CHP'nin, mutlak butlan kavgaları akabinde bölünerek doğurduğu Yeni Parti'nin kuruluş sürecinde yaşanan gelişmeler ve gündeme gelen meseleler Türkiye'deki siyasal hayatın kısır döngülerle şekillendiği gerçeğini rahatsız edici bir şekilde bir kez daha hatırlattı.

Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu arasında ayrılığa sebep olduğu iddia edilen Yeni Parti'nin farklı politik eğilimleri bir araya getiren ANAPvari bir yapıyla mı yoksa sosyal demokrat bir kimlikle kurulacağı tartışması, aslında CHP'nin çok partili hayata geçişten itibaren yaşadığı bunalımın sonucunda Kemal Kılıçdaroğlu döneminde patlak veren ideolojik krizinin bir göstergesi.

En temelde CHP ve türevi partilerin ideolojik kodlarıyla ilişkili olan bu krizin aşılmasının imkansız görünmesi geçmişten günümüze orada siyaset yapan kadroların siyasete yüklediği anlamdan kaynaklanıyor.

CHP'nin mensup olduğu ideolojik geleneğin siyasete izafe ettiği anlam seküler elitlerin aydınlanmış halk idealleri doğrultusunda toplumu topyekûn yeniden şekillendirme yahut bu minvalde yeni bir toplum inşa etme gayesine dayanıyor.

Dolayısıyla, esasen CHP elitleri için partili siyaset fonksiyonel bir araç olması dışında herhangi bir öneme sahip değil. Bu anlayış için siyaset ve demokrasi, yüce aydınlanma idealleri uğruna, kendilerini iktidara taşırsa önemli.

Aksi halde, yani eğer (tek parti sonrası Cumhuriyet tarihinin kahir ekseriyetinde olduğu gibi) iktidarda değillerse cahil halkın yanlış tercihleri sonucu ortaya çıkan tehlikeye karşı cumhuriyeti koruma ve kollama görevini edinirler.

Hikmeti kendinden menkul bir haklılık duygusuyla kendilerini devletin (ülke-rejim-düzen adına her ne denilecekse onun) sahibi ve hamisi gördükleri için bu vazife onlara aittir.

Belki biraz vülgarize ederek ifade ettiğimiz CHP zihniyetinin varlığına "halkı ileriye götürme misyonu" biçme hastalığı, bu zihniyetin siyasetin içini halka hizmet ve sosyal adaleti sağlamak gibi daha somut anlamlarla doldurmasını engelleyen ana sebep olması bakımından güncelliğini koruyor.