Yalancı sevgiliyle 10 yıl geçirmek

Daha önce yazdım mı bilmiyorum ama ben günün akşama döndüğü o anları çok severim. Öyle bir anda denizi gören bir kafede oturup kahvemi yudumlarken etrafı seyretmek müthiş bir huzur verir bana. Yanımda biri bile olsa, birkaç dakikayı hiç kornuşmadan sadece 'anı' hissederek geçirmek ruhumu dinlendirir. Emirgan'daki o kafede otururken tam da günün akşama döndüğü dakikaların keyfini çıkarıyordum. Kafenin garsonlarından biri elinde iki kahve ile yanıma gelip "Müsaade ederseniz, bu kahveyi size ben ısmarlamak istiyorum" dedi. Gülümsedim, "Sanırım bana anlatacağınız şeyler var" diye cevap verdim. Bu kez o gülümsedi, "Rüşvet verme suçundan yargılanmayacaksam bir şey danışacağım" dedi. Oturup anlatmaya başladı, garsonluk yapıyordu ama aslında kafenin ortaklarından biriydi. "Küçük çaplı bir kafeyiz, fazla eleman çalıştıracak gücümüz yok" diye açıkladı bu durumu. Sonra da asıl konuya girdi, sevgilisinin kendisine sürekli yalan söylediğinden şüpheleniyordu. Üstelik 10 yıldır beraberlerdi. Ama son birkaç senedir bu yalan meselesi artık içinden çıkılmaz bir hal almıştı.

Haberin Devamı

HER ZAMAN BAHANESİ VAR

"Yalan söylediğini hissediyorum ama ne zaman bunu yüzüne vursam mutlaka bir bahane ile işin içinden sıyrılıyor. Bu kez de ben kendimi sorguluyorum, gereksiz suçlamada bulunduğumu düşünüyorum" dedi. "İlişkilerde yalan çoğu zaman büyük cümlelerle gelmez. Kapıyı çarpmaz, bağırmaz, küfür etmez. Sessizce oturur karşına. Bir bakışta, yarım bırakılan bir cümlede, geciken bir mesajda kendini belli eder. İnsan yalanı önce kalbinde fark eder, aklına daha sonra anlatır" diye cevap verdim. Sonra da devam ettim, "Sevgilin yalan söylüyorsa, gözleri sana tam olarak değmez. Ya kaçırır ya da fazla uzun bakar. Doğal değildir o bakış. Gözler gerçeği taşır çünkü; yalan yük olur, ağır gelir." "Tam da böyle oluyor işte" dedi, "Ya gözlerini gözlerimle hiç buluşturmuyor ya da uzun süre çekmiyor." "Bedenine dikkat ettin mi" diye sordum, "Seninle konuşurken mesafeli duruyor mu Kollarını göğsünün üzerinde birleştirip kapanıyor mu Bacak bacak üstüne atıp, sinirli bir şekilde sallıyor mu" "Evet" diye cevap verince devam ettim, "Bu bir savunma mekanizması. Yalanın ortaya çıkma ihtimaline karşı vücudun kendi kendine oluşturduğu bir durum."

Haberin Devamı

GEREKSİZ AYRINTILAR

"Peki ya ayrıntılar" dedim, "Konuşurken gereksiz ayrıntılara giriyor mu" "Aynen öyle, mesela 'Neredesin' diye soruyorum, nerede olduğunu söyleyene kadar evden kaçta çıktığını, gideceği yere kaçta vardığını, üzerine ne giydiğini hatta yolda karşılaştığı bazı olayları bile anlatıyor." "Çünkü söylediği yalanı inandırıcı kılmayı amaçlıyor. Boşluk bırakmaktan korkuyor. Oysa gerçek sadedir, yalan ise süslü. Bir de dün anlattığıyla bugün anlatıkları arasında farklar oluşur. Saat kayar, isimler karışır. Çünkü gerçekler hatırlanır, yalan ise ezberlenir. Ezber de mutlaka bozulur." "Bir de" dedi, bu tür konuşmalarımız hep tartışmayla bitiyor." "Çünkü yalan, sorgulanmaktan hoşlanmaz. Yalan söyleyen kişi masum bir soruyu bile bir saldırı gibi algılar. Bu nedenle kendisi de saldırganlaşır. Tabii ses tonu da ele verir insanı. Yutkunmalar artar, ses kısılır ya da yükselir. Konuşma hızlanır. Cümleler birbirine girer. Dil dolaşır çünkü kalp yük altındadır."