Fenerbahçe tıkır tıkır

Haberin Devamı

Fenerbahçe, ağustos ayı içerisindeki yedinci maçına Samsun'da çıktı. Buna bir de temmuzdaki 2 maçını eklersek son 40 günde 9 maç yapmış. Bu, yaklaşık 4 günde bir maç demek. Ve sadece ligin ilk maçında Gençlerbirliği'ne 2-1 yenilmiş (verilmeyen iki penaltıyı unutmayalım). Bu maçlarda 15 atmış, 7 gol yemiş. Bu istatistiklere bakarsak ortada tıkır tıkır işleyen bir takım olduğunu görüyoruz. Peki bunu sağlayan ne İsmail Kartal'ın kadrodaki oyunculara göre en uygun oyun sistemini bulduğunu yazabiliriz elbette. Ancak bence Fenerbahçe'de önceki senelere göre değişen en önemli şey her an skor yapabilecek bir forvetinin (Muric) olması. Böyle bir forvet takımdaki herkesin bakış açısını değiştirdi. Oyuncular artık biliyor ki, yırta yırta kaptıkları topu rakibin ceza sahasına doğru taşıdıklarında pas verebilecekleri ve o pası gole çevirebilecek bir forvetleri var. Oğuz Aydın'daki değişimin farkındasınızdır. Oynadığı her maçta (sonradan girse bile) olumlu hareketlerinin sayısı artıyor. Attırıyor, atıyor. Brown'ın (sol kanatta Oğuz ile şahane partner oldular), Guendouzi'nin kestikleri ortalar artık hedefe yöneliyor. Eskiden bu ortalar ceza sahasına 'kim vurursa artık' mantığıyla kesilirdi. Genellikle kimse vuramazdı zaten. Dünkü maçta Fenerbahçe sadece cömertçe harcadığı pozisyonlar için eleştirebilir. Ben aynı fikirde değilim. Milli maç arasına kadar "Skoru bul, rölantiye al" sloganıyla hareket edilmesi taraftarıyım. Çünkü Eylül'ün 20'sine kadar biri Roma, biri de Beşiktaş ile olmak üzere 5 maçı daha var Fenerbahçe'nin. Bu maçların hepsini 1-0 kazansalar kim ne diyebilir Eylül bu yıl İstanbul'a 'palamut' bereketiyle birlikte geliyor. Birkaç senedir ortalarda pek yoktu palamut. Balıkçılar şimdiden "O sene, bu sene" diyor. Yıllardır Fenerbahçe taraftarının dilindeki sözdür bu. Balıkçıların dileği gerçek olduysa, onların ki neden olmasın