'Ayıp olmasın' diye yapılan evlilik

Evlilik kararının çok önemli olduğunu bu köşede defalarca yazmışımdır. Bu karar üzerinde çok ama çok düşünülerek verilmeli. Evet, bazen çok düşünseniz de her şey yolunda gitmeyebilir. Ama bu, kendi iradenizle verdiğiniz bir karardır, denemişsinizdir, olmamıştır. İradeniz dışındaki herhangi bir zorlamayla verilecek evlilik kararının sonuçları maalesef çok ağırdır. Mesela, ailelere, eşe dosta karşı ayıp olmasın diye yapılan evlilik... Şöyle bir mail aldım gecenlerde: Bu yaz nikah masasına oturacağım. 2 yıldır birlikteyiz. Başkaları bizim çok iyi bir çift olduğumuzu düşünüyor. Ailelerimiz bu birlikteliğin evlilikle taçlanmasından çok mutlu. Ama ben emin değilim. Kararsızım ve bunu bir türlü aşamıyorum. Herkes bizi ideal bir çift olarak görse de öyle değiliz. Mesela nişanlım çok kıskanç ve bu beni boğuyor. Evlenince bunun daha da artacağından endişe duyuyorum. Bunu birkaç kez anneme söyledim ama, "İdare et kızım, erkekler öyle davranır ama sen onu çekip çevirirsin" diyor. Ardından da, "Bu iş buraya kadar geldi, sakın bir sorun çıkarma" diye ekliyor. Galiba sırf ailelerimize ayıp olmasın diye evleneceğim."

Haberin Devamı

SADECE İMZA DEĞİL

Şunu en başta söyleyeyim: Bu kararsızlık ayıp değil, nankörlük hiç değil. Aksine, ciddiyetin ve sorumluluk duygusunun bir göstergesi. Çünkü evlilik, sadece bir nikâh günü atılan imzadan ibaret değildir. Uzun ve meşakkatli bir hayatın başlangıcıdır. "Aileler üzülmesin, ayıp olmasın" diyenler kendini fedakar zanneder. Oysa çoğu zaman bu, fedakarlık değil, kendi duygularını susturma girişimidir. Sorun da tam burada başlar. Diyelim ki evlendiniz. Eşinin kıskançlığı, evlenince azalmaz, aksine meşruiyet kazanır. "Artık eşimsin" cümlesi, kıskançlığın önüne fren değil, gaz pedalı olur. Şu an "Neden geç kaldın" sorusu varken, evlenince "Kimle konuştun" sorgusuna dönüşebilir. Bugün sosyal medya tartışması yarın arkadaş çevresinin daraltılmasına evrilebilir. Ve sen, bir noktada kendini şunu derken bulabilirsin: "Yoruldum, susuyorum."

SORUN ORTADAN KALKMAZ

Bir başka örnek: Aileler çok mutlu ya... Düğün günü herkes gülüyor, alkışlıyor. O alkışlar bittiğinde eve bir sessizlik çöker. İşte o sessizlikte insan ilk kez kendini dinler. Eğer o anda içinden "Ben bu hayatı gerçekten istiyor muyum" sorusu yükseliyorsa, o soru yok olmaz. Bastırılır, ertelenir, halının altına süpürülür ama bir gün mutlaka geri gelir. Genellikle de çocuk, maddi sorunlar ya da ciddi bir tartışma gibi kriz anlarında. Bu anlayışla yapılan evliliklerin sık görülen sonuçlarından biri duygusal tükenmişliktir. İnsan bir süre idare eder. "Zamanla alışırım" der. "Evlilik böyle bir şey zaten" diye kendini ikna eder. Ama kalp alışmaz. İnsan, sevdiği kişiye karşı bile, sürekli kendini savunmak zorunda kalıyorsa yorulur. Ve bu yorgunluk sinsi ilerler. Önce konuşma azalır, sonra paylaşma. Bir bakarsın aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşamaya başlamışsınız. Bir diğer sonuç öfke birikimidir. Şu an söyleyemediklerin, evlendikten sonra "Zamanı değil" diye içine attıkların, bir gün patlar. Küçük bir tartışma büyük bir kavgaya dönüşür çünkü aslında kavga edilen o an değildir, yıllardır birikenlerdir. Ve bu patlama olduğunda herkes şaşırır: "Nasıl bu noktaya geldiniz" Oysa sen içten içe biliyorsundur.