'Aşığım' diyorsun peki öyle olsun

Gerçekten bir aşkın içinde miyiz yoksa yaşadığımız şey bir yanılsama mı Kalbimiz deli gibi atıyorsa, onu düşünmeden duramıyorsak, onsuz geçen saatleri yaşanmamış sayıyorsak "Sırılsıklam aşığım" diyebilir miyiz Oysa her yoğun duygu aşk değildir. Her özlem sevgiye çıkmaz. Her bağlılık, ruhun gerçek yakınlığını anlatmaz çünkü aşk, sadece bir duygu değil; bir fark ediş biçimidir. Başka bir evrenin varlığını, insanın kendisinden öte başka şeyleri algılamasını sağlayan bir fark ediş... İnsan ilk kez birine güçlü şekilde çekildiğinde, beyninde büyük bir kimyasal şölen başlar. Dopamin yükselir, heyecan artar, karşı taraf kusursuz görünür. "Aşkın gözü kördür" klişesi de tam bu noktada devreye girer. Hoşumuza giden şey gerçekler değil, zihnimizin yarattığı beklenti sarhoşluğudur.

Haberin Devamı

EKSİKLİĞİN DIŞAVURUMU

Birini sürekli düşünmek aşk değildir mesela. Bazen sadece eksikliğimizin dışavurumudur. Hayatında boşluk hisseden bir insan, karşısındaki kişiyi o boşluğu dolduracak mucize gibi görmeye eğilimlidir. Bu yüzden bazı ilişkilerde insanlar birbirine değil, birbirlerinde buldukları "tamamlanma hissine" bağlanır. Eski sevgilisini yıllardır unutamadığını söyleyen, "Onu hâlâ ilk günkü gibi seviyorum" diyen bir arkadaşınız olmuştur mutlaka. Aslında özlediği şey, eski sevgilisi değildir. Onun yanında hissettiği değerli olma duygusudur. İnsan bazen bir insanı değil, o insanın içinde uyandırdığı hâlini sever. Ve bunu aşk sanır.

KISKANÇLIK İLLETİ

Kıskançlığı da 'aşkın olmazsa olmazı' diye lanse ederler. Dünyanın en güçlü duygusu olan aşkı "Seven insan kıskanır" klişesinin içine hapsettiler. Oysa sevgi, sahip olmak değildir. Birini sürekli kontrol etmek, kimlerle konuştuğunu merak etmek, hayatını daraltmak aşk değil; korkudur. Kaybetme korkusu... İnsan korkularını romantikleştirdiğinde, ortaya sevgi değil bağımlılık çıkar. Filmlerde büyük kavgalar, dramatik ayrılıklar, gözyaşları hep 'tutkulu aşk' olarak anlatılır. Oysa gerçek sevgi çoğu zaman sessizdir. Gösterişli değildir. Bir insanın kötü gününde yanında kalabilmektir. Yorulduğunda sesini yumuşatabilmektir. Haklı olmak yerine anlamayı seçmektir.

Haberin Devamı

HEYECANIN BİTTİĞİ YER

Aşkın en büyük sınavı heyecan değil, sürekliliktir. Çünkü ilk zamanlarda herkes iyi davranabilir. Asıl mesele, zaman geçtikten sonra da aynı özeni sürdürebilmektir. Gerçek aşk, yalnızca kalbin hızlanması değil; aynı zamanda ruhun sakinleşmesidir. Yanında kendin olabildiğin kişidir aşk. Rol yapmak zorunda kalmadığın, eksiklerini gizlemediğin, sustuğunda bile anlaşılabildiğin yer... Ama modern dünyada aşkı da tüketim alışkanlıklarımız gibi yaşamaya başladık. Hızlı başlayan, hızlı tüketilen ilişkiler... İnsanlar birbirini tanımadan 'ruh eşi' ilan ediyor, birkaç ay sonra tamamen yabancılaşıyor. Çünkü artık çoğu kişi sevilmek istiyor ama gerçekten sevmeyi bilmiyor. Sevmek emek ister çünkü. Bir insanı yalnızca iyi günlerinde değil, zor taraflarıyla da kabul etmeyi gerektirir. Karşındakini değiştirmeye çalışmadan yanında yürüyebilmeyi... Ve belki de en önemlisi, sevgiyi yalnızca bir his değil, bir sorumluluk olarak görebilmeyi...