Zekât malı eksiltmez, bereketlendirir!...

Malımız, mülkümüz kısacası sahip olduğumuz bütün imkânlar, Allahü Teâlâ tarafından bizlere ihsan edilmiş birer emanettir. Bu emanetlerin şükrünü eda etmek; varlıklarımızı ihtiyaç sahipleriyle; yetim, öksüz ve kimsesizlerle paylaşmakla mümkündür. Zekât, sadece bir bağış değil, bizzat Allah tarafından belirlenmiş farz bir ibadettir. Zekât, malı eksilten değil, bereketlendiren İlahi bir nimettir.

Âyet-i kerimelerde buyuruldu ki: "Onların mallarından zekât al ki, bununla onları temizleyesin ve arındırasın." (Tevbe 103) "Siz hayır yolunda ne harcarsanız, Allah onun yerini doldurur." (Sebe 39) Ayrıca malı temizleyip sıhhat ve kemaline sebep olduğu ve kişinin imanındaki sadakat ve olgunluğu gösterdiği için zekâta "sadaka" da denilmiştir.

Bir şeyin önemi, insanlığın ona olan ihtiyacı ve temin ettiği fayda ile ölçülür. Zekâtın; zekât veren, zekât alan ve zekât alınıp verilen topluma sağladığı faydalar göz önüne alındığında, onun ne derece büyük bir ehemmiyet ifade ettiği kendiliğinden ortaya çıkar. Zekât, her şeyden önce kulun, Allahü Teâlâ'nın yüce emrine itaat edip, kulluğunu göstermesinin en güzel bir nişânesidir. Çünkü zekât vermeyi Allahü Teâlâ emretmiştir. Kulun vazifesi de; Rabbi tarafından emr olunduğu şeyi yapmaktır. Müslüman; sevdiği, inandığı Rabbi'nden aldığı bu yüce emri; canının yongası olan malını hiçbir maddî karşılık beklemeden vererek yerine getirir.

Zekât, aynı zamanda Allahü Teâlâ'nın nimetlerine karşı bir şükürdür. Müslüman şöyle düşünür; elimdeki servet, yüce Allah'ın bir ihsanıdır. Nice insanlar vardır ki, benden çok daha güçlü ve daha bilgili oldukları halde bu mal varlığından yoksundurlar. Dolayısıyla yüce Mevlâ'nın nimetlerine karşı şükretmek gerekir. İşte bu şükür, farz olan zekâtın ödenmesiyle yerine getirilmiş olur. Müslüman, böylece şükür vazifesini yerine getirirken, aynı zamanda malının bereketlenip artmasını sağlayacak önemli bir işi de yapmış oluyor. Çünkü ayet-i kerimede buyuruluyor ki: "Eğer şükrederseniz, ben nimetlerimi daha da artırırım, ama nankörlük ederseniz, haberiniz olsun ki, azabım pek şiddetlidir!" (İbrahim 7) Bir hadisi serifte de: "Mallarınızı zekâtla koruyunuz, hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz, bela dalgalarını da dua ile karşılayınız." buyurulmaktadır. (El-Cami'us-Sağir 3728)

Zekât; mü'minlerin Allah sevgisini, mal ve servet sevgisinden üstün tuttuklarının güzel bir göstergesidir. Çünkü zekâtını veren kimse, hiçbir maddî karşılık beklememektedir. Bunu, sadece ibadet niyetiyle Allah rızası için yapmaktadır. Binaenaleyh zekât vermek; "Ey müminler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın, böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır." (Münafikun 9) ayet-i kerimesinin işaret ettiği mânâyı gerçekleştirir.

Zekât, çok kuvvetli bir iman alametidir. Öyle ki müminlerle savaşan müşrikler, tevbe edip namaz kılmaları ve zekât vermeleri halinde, savaş hali ortadan kalkar ve o kişiler müminlerin din kardeşi oluverirler. Allahü Teâla şöyle buyuruyor: