Toplumsal sıkıntıların en büyük sebebi; sevgi, saygı, merhamet ve müsamahanın olmayışı ya da eksik oluşudur. Her konuda olduğu gibi hoşgörü konusunda da örneğimiz ve rehberimiz Sevgili Peygamberimizdir. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz, -bırakın yanındaki, etrafındaki insanları; azılı düşmanlarına karşı bile mümkün mertebe müsamahalı davranmış, kötülüklerine kötülükle karşılık vermemiş, onlara beddua dahi etmemiştir. Bu sayede gün gelmiş; en azılı düşmanları bu insanlar, Müslüman olmuş, O'nun muhlis hizmetkârları ve yüce davasının fedakâr mücahidleri olmuşlardır.
O'nun ümmeti olarak bizim de yapmamız gereken şey; elimizden geldiği kadar O'nun kutlu yolundan gidip, hoşgörü zırhını kuşanmamızdır. Zira sevgi, saygı ve hoşgörünün olmadığı yerde kin, nefret ve düşmanlık olur… Dolayısıyla huzur ortadan kalkar…
Rabbimiz celle celalüh şöyle buyuruyor: ''Hiddetini yenenlere ve insanların suçunu bağışlayanlara cennet hazırlanmıştır. Allah iyilik yapanları sever.'' (Al-i İmran 134)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de: ''Ben; haklı olduğu halde çekişmeyi bırakan kimseye, Cennetin kenarında bir köşk verileceğine kefilim,'' müjdesini veriyor. (Ebu Davud 4800)
Toplum homojen değildir. Ayrı meşreplerden, gruplardan, cemaatlerden ve eğilimlerden insanlarla iç içe yaşıyoruz. Hep kusur görür, hiç hoş görmezsek, bu hayat çekilmez. Cemiyette huzur kalmaz, fitne çıkar, hepimiz mutsuz oluruz.
Birbirimizi hoş görmemiş olsaydık, birbirimizle konuşmak bile mümkün olmazdı. Dolayısıyla kardeşlik ve huzurun hâkim olabilmesi için hoşgörülü olmak ve bazı şeylerden fedakârlık etmek gerekir…
Her insanın mutlaka bir kusuru vardır. Biz kusura, kusurla karşılık verirsek birarada yaşayamayız. Mevlana Celaleddin-i Rumî Hazretleri, çağlar öncesinden şöyle sesleniyor:
''Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır!..''
''Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol, hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol!..''
''Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kâfir, ister mecusî, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel (ki, belki sonunda tevbe eder de adam olursun)!..'' Hazret-i Mevlana bu sözleri ile insanlığın belleğine İslamiyet'in engin hoşgörüsünü nakşetmiştir.
Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, hoşgörünün şefkat ve merhametin en güzel örneğidir. Çünkü O, kendisine yapılanları hoş karşılaşmıştır. Allah'ın Resulü sallallahü aleyhi ve sellem; düşmanlarına bile hep anlayışla yaklaşmış; esirlere, kölelere iyi muamele etmiş ve bu iyi muameleyi başkalarına da tavsiye etmiştir.

16