Bundan önceki üç yazımızda çocuklarımızı suça sürükleyen faktörlerden; "sağlıksız aile ortamı", "olumsuz sosyal çevre" ve "manevî eğitim eksikliği" üzerinde durduk. Bu hafta ise, çağımızın en büyük sınamalarından biri hâline gelen "sosyal medya ve dijital bağımlılık" meselesini incelemeye çalışacağız inşâallahü teâlâ...
Elbette internet bizatihi kötü bir şey değildir. Doğru kullanıldığında faydalı bilgilere hızlı ulaşmaya, para kazanmaya ve güzel hizmetler yapmaya vasıta olabilir. Ancak burada belirleyici olan şey; amaç, bilinç, ölçü ve denetimdir.
Günümüzde çocukların yetişmesinde ve şahsiyetlerinin şekillenmesinde sadece ebeveynler, öğretmenler, arkadaş grupları ve yakın çevre etkili değildir. Artık televizyonlar, akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, dijital oyunlar ve internet içerikleri de çocukların kişiliklerinin gelişmesinde son derece etkili hâle gelmeye başlamıştır. Hatta çoğu zaman bu araçlar, maalesef ebeveynden ve aileden daha etkili olabilmektedir. Çünkü çocuk, sanal âlemde yalnızca vakit geçirmekle kalmamakta; farkında olmadan oradaki yanlış fikirleri, sakat düşünce biçimlerini, kötü davranış kalıplarını, seviyesiz konuşma tarzlarını ve çirkin hayat anlayışlarını da öğrenmekte ve hiç farkına varmadan zamanla onları benimseyebilmektedir.
Dolayısıyla çocuklarımızın bedenlerini korumaya çalıştığımız gibi; zihinlerini, kalplerini ve maneviyatlarını da korumamız gerekir. Eskiden aileler, çocuklarını yalnızca sokaktaki kötülüklerden korumaya çalışırlardı. Bugün ise aileler; sanal alem ve sosyal medya aracılığıyla kötülüğün evlerinin içine kadar girmesine aracılık etmektedirler.
Maalesef kontrolsüz internet kullanımı yüzünden çocuklarımız çok erken yaşlarda; şiddet, argo, ahlâksızlık, kumar, madde kullanımı, zorbalık ve suç içerikleriyle karşılaşmaktadırlar.
Ne yazık ki şiddet, hakaret ve ahlaksız içeriklere sürekli maruz kalan bir çocuk; manevî hassasiyetini, beşerî erdemini ve fıtrî merhamet duygusunu kaçınılmaz olarak kaybetmektedir. Konuyla alakalı yapılan araştırmalar; böyle bir çocucuğun, zamanla acımasızlaştığını ve suç olan bazı davranışları kanıksamaya ve sıradan görmeye başladığını göstermektedir. Hâlbuki yüce Dinimiz, kalbin katılaşıp merhametsizleşmesini çok büyük bir tehlike olarak görmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." (Buhârî)
Bunun yanında sanal alem ve sosyal medya kültürü; çocuklarda gösterişi, tüketim hırsını, kolay para kazanma arzusunu ve anlık haz düşüncesini kamçılamaktadır. Oysa İslâm; insana sabrı, kanaati ve helâlinden kazanmayı öğretir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir." (Buhârî)
Çalışmaya sabredemeyen, yorulmadan kariyer peşinde olan ve en önemlisi emek vermeden para kazanmak isteyen bir çocuk, zamanla yanlış arkadaşlıklara; rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, şantaj ve benzeri yasa dışı işlere daha açık hâle geldiği âşikârdır. Evet sanal dünyada kurulan bazı ilişkiler, çocukları dolandırıcılık ağlarına, bahis gruplarına, uyuşturucu çevrelerine ve çeşitli suç organizasyonlarına kadar sürükleyebilmektedir.

4