İnsanoğlu; Cenâb-ı Hakk'ın kendisine ihsan ettiği akıl ve idrak nimeti sayesinde sadece hayatını idame ettirmekle tatmin olmayan bir varlıktır. Zira o, hem kendi mevcudiyetini hem de içinde yaşadığı kâinatı, tefekkür eden şuurlu ve bilinçli bir mahlûktur. Bu sebeple insan, tarih boyunca bir taraftan kendi yaradılışının hikmetini, diğer taraftan ise, içinde bulunduğu bu muazzam kâinatın varlık sebebini ve yaradılış gayesini anlamaya çalışmıştır. Bu yönüyle varlık meselesi; öteden beri insan zihnini en fazla meşgul eden temel meselelerden biri olmuş; din, felsefe ve ilim sahalarında yürütülen sayısız araştırmanın merkezinde yer almıştır.
İnsanoğlu, akl-ı selîm ve temiz bir vicdanla; peşin hükümlerden, taassup ve önyargılardan uzak, samimî bir nazarla kâinata ve onun ihtiva ettiği İlâhî eserlere yöneldiği müddetçe, hakikate ulaşma imkânını muhafaza eder. Nitekim tarih boyunca birçok insan, içinde yetiştiği çevrenin inanç ve telakkilerinden bağımsız olarak aklî ve vicdanî muhakemesiyle gerçeği bulmuş ve hakka yönelmiştir. Bunun en bâriz misallerinden biri de, müşrik bir toplum içerisinde yetişmesine rağmen tefekkür ve nazarla Allahü Teâlâ'nın varlık ve birliğine ulaşan İbrahim aleyhisselâmdır.
Bir şeyin varlığını veya yokluğunu iddia etmek, delil ve burhan gerektirir. Cenâb-ı Hakk'ın varlığı hususunda ise, gerek âfâkta sergilenen nihayetsiz nizam ve intizamda, gerekse enfüste müşâhede edilen ince sanat ve eşsiz yaradılışta akıl sahiplerini hayrete düşüren sayısız delil ve kanıt mevcuttur. Bu sebeple, fıtratı bozulmamış ve vicdanı kirlenmemiş akl-ı selîm sahibi herkes, kâinat kitabını önyargılardan uzak bir nazarla mütalaa ettiğinde, onun her bir sahifesinde Sâni-i Hakîm'in celle celâlüh varlığına, birliğine, kudretine ve hikmetine delâlet eden nice işaretler müşâhede eder.
Cenâb-ı Hakk celle celâlüh; cisim ve cevher olmayıp madde nevinden bir varlık değildir; zaman ve mekân kayıtlarından da münezzehtir. Bu sebeple O'nun varlığını laboratuvar ortamında araştırmaya veya hissî tecrübelerin konusu hâline getirmeye çalışmak, yanlıştır. Ancak laboratuvarlarda O'nun varlığına, kudretine, ilmine ve hikmetine delâlet eden eşsiz sanatının tecellîlerini müşâhede etmek, elbette mümkündür.
Gökyüzünde sergilenen sayısız yıldız ve galaksiden atomun derûnunda hüküm süren hassas nizama kadar bütün varlıklar, akıl sahiplerini tefekküre sevk eden eşsiz bir ahenk ortaya koymaktadır. Bu manzara karşısında insan zihninde kaçınılmaz olarak şu temel sual belirir: Bu muazzam kâinatın yaratıcısı kimdir
Çiçekler, ağaçlar, böcekler ve kuşlar birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmalarına rağmen büyük bir uyum içerisinde varlıklarını sürdürürler. Arılar, çiçeklerden beslenirken aynı zamanda onların çoğalmasına da vesile olurlar. Ekosistemde yer alan her canlı, diğerleriyle son derece hassas bağlarla irtibatlıdır. Bu ince denge, tesadüflerle izah edilemeyecek kadar düzenli ve anlamlıdır.

29