Allah'ın Varlığının Aklî Delilleri- 18

Geçtiğimiz hafta, "Şuur ve Öznel Tecrübe Delili"ni ele almıştık. Bu hafta ise, "Akıl ve Rasyonellik Delili"ni ele almaya çalışacağız inşâallahü teâlâ.

"Akıl ve Rasyonellik Delili," kısaca şudur: İnsan, aklı sayesinde doğru ile yanlışı birbirinden ayırır, mantıkî ilkeleri kavrar, matematiksel gerçeklere ulaşır ve varlıklar arasındaki ilişkilere dikkat eder.

İnsan, gördüğü bir eserin arkasında bir usta, düzgün bir yapının arkasında bir düzenleyici ve anlamlı bir sözün arkasında bir konuşan olduğunu bilir. Çünkü her eser, kendisini meydana getiren müessiri işaret eder. İşte insana bu kabiliyeti veren bir zat olmalıdır, O da Allahü Teâlâdır. "Akıl ve Rasyonellik Delili"nin mantıkî açılımı ise, şöyledir:

1) İnsan aklı, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek yapıdadır: Evet, insan fikirleri karşılaştırır, -varsa- aralarındaki çelişkileri fark eder ve doğru sonuca ulaşmak için akıl yürütür. Bu yetenek insanın; merak eden ve hakikati araştıran bir akla sahip olduğunu gösterir.

2) Akıl, mantıkî doğruları ve soyut gerçekleri kavrar: İnsan, özdeşlik yani (bir şeyin kendisiyle aynı olduğu) ve çelişmezlik yani (bir hükmün aynı anda hem doğru hem yanlış olamayacağı) ilkelerini bilir. Ayrıca matematiksel işlemler yapar ve duyularıyla doğrudan göremediği soyut ilişkiler hakkında önemli sonuçlara ulaşmaya çalışır. Bu gerçekler, insan aklının hakikati kavrama kabiliyeti olduğunu gösterir.

3) Bir düşüncenin meydana gelişi ile doğruluğu aynı değildir: Bir insanın matematiksel bir sonuca nasıl ulaştığını, beyninde gerçekleşen fizikî süreçleri inceleyerek açıklayabiliriz. Fakat bu süreçleri açıklamak, matematiksel sonucun neden doğru olduğunu göstermez. Çünkü bir düşüncenin nasıl meydana geldiği başka, onun hangi gerekçelerle doğru olduğu başkadır. Dolayısıyla insan aklının, hakikati kavrayabilmesinin anlamlı bir açıklaması olması gerekir.

4) İnsan aklının güvenilirliği, bilgiye ulaşmanın temelidir: Bilim, matematik ve mantık, insanın akıl yürütme kabiliyetine dayanır. Aklımızın doğru ile yanlışı ayırt edebildiğine güvenmeden herhangi bir bilgiyi doğrulamak, bir iddiayı değerlendirmek veya bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Demek ki insan, bilgiye ve hakikate ulaşabilecek bir donanımla dünyaya gelmiştir.

5) Akıl, yalnızca fizikî olayları algılamakla kalmaz, onların anlamını da kavrar: İnsan, çevresinde meydana gelen olayları gözlemlemekle yetinmez; bu olayların nedenlerini araştırır, aralarındaki sebep-sonuç ilişkilerini kurar ve tabiatta bulunan düzenlilikleri keşfeder. Mesela mevsimlerin değişmesini gözlemler, gezegenlerin hareketlerini hesaplar ve belirli şartlar altında hangi olayların meydana geleceğini önceden kestirmeye çalışır. Bütün bunlar, insan aklının yalnızca gördükleriyle ilgilenmediğini, aynı zamanda olaylar arasındaki ilişkileri kavrayarak görünür gerçeklerin ötesini de merak ettiğini gösterir.