Sınırlarımızın ötesinde yükselen dumanlar, yalnızca barutun değil, insanlığın yorgun vicdanının dumanıdır. ABD ve İsrail'in İran üzerinde açtığı her cephe, haritaların çizgilerini değil, kalplerimizin en derin yerinde sakladığımız şu soruyu sorar: ''Nasıl bir gelecek bizi bekliyor''
Ekranlarda aynı görüntüler, aynı analizler, aynı öfke cümleleri dönüp dururken, tekrarın tekrarına düşmemek için bu haftaki yazımızın başlığına ''Tarihin Sessiz Çığlığı'' koyduk. Çünkü bazen en yüksek hakikat en kısık sesle konuşur.
Tarihin sessiz çığlığı dediğimiz o uğultu, kulakları sağır eden savaş naralarından çok, insanın içinde hissedilen bir muhasebenin sesi, bir uyanış davetidir. Eğer direniş bir bayraksa, onun dikileceği yer nefsimizin en karanlık köşeleridir. Zira asıl zafer, önce içeride kazanılır.
Tarih bağırmaz, fısıldar bize. Ama o fısıltı, duymak isteyen kulaklar için bir çığlık kadar sarsıcıdır. İran'da yaşanan her sarsıntı, aslında bizim geleceğimize tutulmuş bir aynadır. Coğrafya, ihmali affetmez, parçalanmışlığı mazur görmez. Milletler ya başkalarının acılarından dersler çıkararak güçlenirler ya da aynı hataları yaşayarak bedel öderler. Zira tarih, hazırlıksız yakalananları değil, birlik içinde çalışanları yazar.
Devletler de bireyler gibi, refleksleri kadar hayatta kalırlar. Zayıflayan kas nasıl ki yük taşıyamazsa, gevşeyen irade de coğrafyanın ağırlığını kaldıramaz. Bugün haritalar üzerinde oynanan satranç, aslında zihinler üzerinde kurulmaya çalışılan tahakkümün yansımasıdır.
Unutmayalım ki, Rüzgâr estiğinde kökleri derinlere inmiş ağaçlar ayakta kalırlar. Kök, ilimde, ekonomide, teknolojide, ahlakta ve en önemlisi milli şuurda derinleşir. Çünkü birlik, aynı sloganı tekrarlamakta değil, aynı kaderi göğüslemeyi kabul etmektir. İşte tarihin sessiz çığlığı dediğimiz şey, tam da burada yankılanır. Yani dağınık olanlar savrulur, kenetlenenler yön verirler...
Bugün milletçe bize düşen, seyirci olmak değil, hazırlıklı olmaktır. Güçlü Türkiye, zihnini açık, üretimini kaliteli, iradesini ve toplumsal dayanışmasını sağlam tutmakla olur. Savunma sanayisinden bilime, tarımdan teknolojiye, ekonomiden kültüre kadar her alanda çalışmak artık bir tercih değil, bir varlık meselesidir.

16