Sözün şehveti

Devlet adamları yazılı metne sadık kalmalı mı, yoksa kalabalığın coşkusuyla spontane konuşmanın gücünü mi tercih etmeli?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, sorumluluk sahibi kamu görevlilerinin her sözüne dikkat etmesi gerektiğini savunuyor; çünkü kitle alkışı siyasetçileri sözün şehvetine kapıldırarak makuliyetin sınırlarını aştırabiliyor. Adalet ve devlet geleneğinin temelini oluşturan bu disiplin eksikliğinin hukuk sistemi kadar önemli olması gerekmiyor mu?

Sorumluluk sahibi bir makamdaysanız ağzınızdan çıkan her söze her kelimeye dikkat etmeniz lazımdır. Usûl budur. Yıllardır nesilden nesile aktarılan kadim bilgi, hikmet olarak bize bunu öğretir. Atasözleri sözlüklerinde birbirinden güzel çokça örnek mevcuttur; "iki düşün, bir söyle", "boğaz dokuz boğumdur", "söz gümüşse, sükût altındır" gibi.

Özellikle siyaset ve politika ile meşgul olunuyorsa sözün şehvetinin sizi etkisi altına alıp, o şehvete kapılmanın yol açtığı onlarca "söz" kazasını hatırlarız. İşte bunu bildiği için usta siyasetçiler eğer bir topluluğa hitap edeceklerse mutlaka yazılı bir konuşma metni ile çıkarlar toplumun karşısına. Ve o metne mutlaka sadık kalırlar. Konuşmanın ana fikri etrafında araya bir iki espri serpiştirirler elbette ama bu espriler bile mutlaka "günün anlam ve önemine" uygun espri ve anekdotlardır ve danışmanlarca teyidleşilmişlerdir.

Sözün şehveti genelde siz konuştukça coşan muhatap kitleden gelen pozitif dönüşle ortaya çıkar, siz ne söylerseniz kitle coşuyor ve alkıştan ortalık yıkılıyorsa işte tam o noktada siz sözün şehvetine yeniliyorsunuz demektir. Hele ki kitleler karşısında hitabet konusunda yeterli deneyiminiz yoksa ve danışmanlarınızın verdiği konuşma metninin dışına çıkıyorsanız tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Kitle alkışladıkça ve olumlu tepki verdikçe siz kendinize gelen özgüven patlamasıyla çerçevenin dışına doğru yol almaya başlamışsınızdır artık. Nereye varacağınızı, nerede duracağınızı o anda artık sadece Allah bilir.

Hatiplikle amigoluk çok ince bir çizgiyle ayrılır birbirinden. Hatip de kitleyi coşturur, amigo da kitleyi coşturur. İşlev açısından fark yoktur ama niyet ve sonuç açısından oldukça büyük farklar vardır.

Politik kişilerin hele ki devlet görevi ile mükelleflerse çok daha dikkatli düşünmeleri ve bu düşüncelerini çok çok çok daha dikkatli dile getirmeleri gerekmektedir. Bazen hitap ettiğiniz kitle sizinle aynı düşünce frekansında olmayabilir. Bunun verdiği handikapı telafi etmek için sizin gereksiz yere "gaza gelmeniz/gaza basmanız" ve makuliyet otobanının dışına savrulmanız da hitabet kazalarına yol açabilecektir.