Husiler'in Suudi Arabistan'a yönelik saldırısı, Orta Doğu'da yaşanan ve yaşanacak gelişmeler açısından büyük bir anlam taşıyor. 7 Ekim 2023 Gazze Savaşı ile bölgede başlayan süreç yakın zamanda ABD/İsrail-İran Savaşı ile yeni bir aşamaya geçti. Son olarak Husiler'in Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ise küresel ve bölgesel dinamikler çerçevesinde ele alınmayı gerektiriyor.
Küresel Siyaset ve Orta Doğu'nun Geleceği
Küresel siyasette yaşanan ABD-Çin rekabeti bölgede düzen arayışlarını etkilemektedir. ABD yakın dönemde, Orta Doğu'daki etkinliğini azaltma politikası izlemektedir, bu nedenle Suriye ve Irak'ta merkezi yönetimlerin güçlenmesi ve devlet-dışı grup ve hareketlerin etkinliğinin azalması söz konusudur. ABD'nin bölgede İran dosyasını en kısa sürede kapatarak Pasifik'e yönelme politikası da öne çıkmaktadır. Buna bağlı olarak Orta Doğu'da ABD sonrası bir dönemin dinamikleri oluşmaktadır. ABD'nin askeri angajmanlarını azaltma politikası müttefiklerini savunma ve güvenlik alanında yük almaya zorlamaktadır. Bundan dolayı bölgedeki ülkeler yeni ittifak ve arayışlara yönelmektedir. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölgedeki yeni düzen arayışının bir sonucudur. Husiler'in saldırılarını bölgedeki yeni düzen arayışı ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde analiz etmek yerinde olacaktır.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması ve Husi Saldırıları
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, küresel siyasette yaşanan gelişmelerin Orta Doğu'ya yansımasının doğrudan bir sonucudur. ABD/İsrail-İran Savaşı'nın neden olduğu belirsizlik ve güvenlik sorunları Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi güçleri iş birliği yapmaya teşvik etmektedir. Bu bakımdan Mekke Ortak Savunma Anlaşması; bir bölgede güvenlik sorunları ve kaygıları birbirine yakın olan bir grup devletin güvenlik-savunma iş birliği yapmasına dayanan "bölgesel güvenlik kompleksi" anlayışına dayanmaktadır. Anlaşmanın savunma sanayi, askeri ve operasyonel istihbarat kapasitesini Türkiye; finansal-ekonomik kapasitesini Suudi Arabistan; askeri, teknolojik iş birliği ve istihbarat kapasitesini ise Pakistan temsil etmektedir. Tam da bu noktada Yemen Savaşı, anlaşmanın en önemli sınamalarından biri olmaktadır.
İran Savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve doğalgaz sevkiyatının zorlaşması Suudi Arabistan'ı Kızıldeniz üzerinden sevkiyata yönlendirmiştir. Yemen Savaşı aktörlerinden Husilerin Babulmendeb Boğazı'nı kontrol etmesi ise Suudi Arabistan'ın petrol sevkiyatını ve deniz ulaşımını olumsuz etkilemektedir. Suudi Arabistan destekli Yemen hükümeti Babulmendeb Boğazı'nı kontrolüne almak için Husiler'e karşı saldırıya başlamış, bunun üzerine Husiler de Suudi Arabistan'a yönelik karşı saldırılar düzenlemiştir. İran'ın vekil gruplarından oluşan "direniş ekseni" olarak ifade ettiği politikanın en önemli unsurlarından birini Husiler oluşturmaktadır. Havalimanları ve petrol tesislerini başta olmak üzere stratejik noktalara yönelik saldırılar Suudi Arabistan'ı en başta ekonomik olarak zor durumda bırakma amacı taşımaktadır. Öte yandan geniş bir coğrafyaya sahip olan Suudi Arabistan'ın, tüm bölgesel alanı kontrolü de güçtür.
Husiler'in ABD/İsrail'in İran'a karşı saldırdığı dönemde harekete geçmemiş olması İran tarafından stratejik bir hesaplamanın da yapıldığını göstermektedir. Hürmüz Boğazı kartını etkin bir biçimde kullanmaya çalışan İran'ın hedeflediği sonuca ulaşamaması üzerine Husiler'i harekete geçirmeye çalışmıştır. Husiler'in Babulmendeb Boğazı'nı kontrol etmesi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları İran'ın stratejik anlamda nüfuz artışı çabalarıyla da ilişkilidir. Nitekim İran cephesinden gelen arabuluculuk teklifleri de bu çabayla bağlantılıdır. Özellikle Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından sonra Husiler'in harekete geçmesi İran'ın bölgedeki etkinliğini gösterme politikasını da yansıtmaktadır. Bu bakımdan İran'ın, Mekke Anlaşması'nı farklı yorumladığı söylenebilir. Öte yandan 5 Ekim'den itibaren tırmanan savaşta, anlaşmaya taraf ülkeler arası iş birlikleri devam etmektedir.
Türkiye'nin Politikası

2