Demokrasinin tarihsel kökenleri

Bu yazıda, tıpkı iktisadi gelişmişlik gibi demokrasinin de, Avrupa'da gelişmesinin niçin zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu tartışacağız.

Demokrasi kavram ve pratik olarak Atinalıdır.

Atina demokrasisinde kararlar genellikle "eşit oy" hakkına sahip yurttaşların oylarıyla alınırdı.

Bu yöntem, "yönetim ve seçkinler" için yüksek risk oluştururdu çünkü kızgın kalabalıklar, bu toplantılarda "sürgün, müsadere ve hatta idam" kararları bile alabiliyordu.

Böyle olduğu için kıta Avrupası, Atina'nın bu istikrarsız mirasından değil Roma Cumhuriyetinin yasaya dayalı ve istikrarlı "denge-denetleme" mirasından ilham almıştır.

Avrupa demokrasileri bazan Alexis Tocqueville ve Montesquieu gibi Aydınlanma Dönemi düşünürlerin idealist metinlerine indirgeniyor; bu doğru bir yaklaşım değil.

Askeri ve siyasi bir devlet gibi görünse de aslında Roma Cumhuriyeti iktisadi gücü merkeze alırdı ve bunu, "denge-denetleme mekanizması"yla sağlardı.

Tarihi kökenleri araştırmaya girişmeden önce, 18.–19. yüzyıllarda şekillenen "liberal demokrasi kavramının minimum ilkeleri"ni aklımızda tutalım.

1) Hukukun üstünlüğü,

2) Kuvvetler (Erkler) ayrılığı,

3) Seçme ve seçilme hakkı,

4) Yasama ve yürütme organlarının seçimle işbaşına gelip, seçimle gitmesi,

4) İfade, inanç, teşebbüs, mülkiyet vs. gibi bireysel hak ve özgürlük ilkeleri.

ROMA CUMHURİYETİ (M.Ö. 509 - M.Ö. 127)

Milattan Önce (M.Ö.) 509 yılında Roma Krallığının yıkılmasıyla Roma Cumhuriyeti kurulur.

Roma Cumhuriyeti Kurumları:

1) Comitia Certuriata (Yüzyıllar Meclisi): Bütün yasama kararlarının alındığı meclis.

Bütün özgür Romalılar bu meclisin üyesiydi fakat toplumdaki her segmentin oy ağırlığı eşit değildi.

Toplam 193 oyun yarısından bir fazlası yani 98'i, süvari ve ağır silahları olan toprak sahibi soylulara aitti.

Bu topluluk bir konuda ittifak ettiği zaman meclisin diğer segmentlerine bir şey sorulmasına gerek duyulmazdı.

Roma'daki bütün mülksüzlerin sadece tek bir oy hakkı vardı.

Büyük sermaye sahipleri arasında oybirliği oluşmayınca, daha az zengin grupların oylarına müracaat edilirdi.

2) Senato: Meclisin aldığı her karar ve çıkardığı her yeni yasa, Senato tarafından onaylanmak zorundaydı.

300 Senatörün bir kısmını devlet kurumları seçiyordu; bazı bürokratlar da emekli olduktan sonra otomatik olarak senatörlük hakkı kazanıyordu.

Diğer Senatör seçilenlerin soylu, büyük toprak sahibi ve çok zengin olması gerekiyordu; ticaretle uğraşanlar senatör olamazdı.

3) Konsüller: Meclis, Yürütme Erkini yönetmeleri için aynı anda, eşit statüde ve birbirlerini veto etmeye yetkili "İki Konsül" seçerdi.

Konsüller bir yıllığına seçilirdi. Görevleri bitince bütün ayrıcalıkları sona ererdi.

4) Diktatör: Eğer İki Konsül uzlaşamaz ve devletin işleri sarpa sararsa bu defa altı aylığına bir diktatör seçilirdi.

Diktatör her iki konsülün de üstünde bir makam ve yetkiye sahipti, süresi bitince bütün ayrıcalıkları sona ererdi.

5) Praetor: Bugünkü Adalet Bakanlığı, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve benzeri kurumların bütün görevlerini, Roma'da ifa eden bir kurum.

Praetorların, bazı konularda Konsüller kadar yönetme yetkileri vardı.

Fakat Konsüllerin, Praetorlar gibi hukuk alanında bir yetkileri yoktu.

Roma Praetoru sadece mevcut yasaların uygulayıcısı değil aynı zamanda yaratıcısı da olabilen, adeta "yaşayan bir hukuku" temsil ederdi.

Kanunların tıkandığı yerde bizzat kanun ihdas eden (çözüm üreten) ve son tahlilde, mülkiyetin önündeki engelleri kaldıran veya mülkiyete karşı her türlü tehlikeyi bertaraf eden bir "hukuk mühendisi ve sistem gardiyanı" gibi çalışırdı.

Roma Cumhuriyeti genişleyince diğer şehirlerde de, benzer şehir yönetimleri oluşturuldu; böylece zenginlik tek merkezde toplanmadı ve bütün Roma topraklarına yayılabildi.

11. - 16. yüzyıl arası "siyasi fetret" döneminde bile, Roma Cumhuriyetinden ilham almış 150-200 civarında cumhuriyet veya cumhuriyet benzeri, bağımsız ve yarı bağımsız siyasi özne vardı.

[Amerika'nın kurucu babalarının, Roma Cumhuriyeti kurumlarından ilham alarak Amerikan Anayasasını yazdıkları çok belirgin.]

Soru: Roma Cumhuriyeti bütün bu kurumları niçin oluşturmuştu

Cevap: Yürütmenin, sermaye ve mülkiyete tehlike teşkil edecek kadar güçlenmesini engellemek ve özel mülkiyete, kalıcı hukuki güvenceler sağlamak için kurgulanmıştı.

Bölüm Özeti: Roma Cumhuriyeti, iktidarlardan korkan Avrupalı sermaye sahiplerinin hafızasında, sermaye ve mülkiyetin cisimleşmiş hali gibi iz bırakmıştır.

DEMOKRASİNİN LABORATUVAR DÖNEMİ

Roma İmparatorluğunun* çökmesiyle Hristiyan Avrupa, kaba kuvvetin ve Kilisenin hüküm sürdüğü umutsuz bir kıtaya dönüştü.

"Siyasi fetret devri" olarak tanımladığım yüzyıllarda, Avrupa'da aynı anda 300-500 siyasi öznenin birbiriyle boğuştuğu bir dönem yaşanmaya başlamıştı.

İşte böyle bir dönemin sonunda 1073 yılında meydana gelen Gregoryen Devrimi ve yeni kurulan Bologna Üniversitesinin kurulması, bir yan ürün olarak özel mülkiyet ve işletme sermayesini güvence altına alan uygulamaların temellerini attı.

Bugün 27 Avrupa Birliği üyesi ülke, önemli veya önemsiz olduğuna bakılmaksızın sayısız kararı oybirliğiyle alabiliyor.

Türkiye'de, koalisyonlar döneminde, 27 üyeli hükümet kabineleri bile bu kadar kolay ve hızlı karar alamıyordu.

Acaba bu müzakere ve ortaklaşa karar alma kültürüne Avrupalılar nasıl kavuştu

Gregoryen Devrimi sonrasında işletme sermayesi ve mülkiyet, hukuki güvenceye kavuşunca; yüzlerce Avrupa devletçiği hem kendi içinde şirketler ve korporasyonlar kurmak hem de komşu ülkelerle işbirliği yapmak için fırsat bulmuştu.

Protestan Devrimi öncesinde, Hansa (Lonca) Birliği döneminde, Kralsız veya Kralın etkisinden uzak yaklaşık 100 şehrin, tüccarlar öncülüğünce nasıl yüzyıllarca organize olabildiklerini görmüştük.

Bu ortaklığın derin ve uzun müzakereler, tavizler, anlaşmazlıklar ve hatta yönetilebilir çatışmalar sonucu oluştuğu ve sürdürüldüğü kesindir.

Hamburg'tan Milano'ya gönderilen bir mal 10 -15 civarında ülkeden geçmek zorunda kalabiliyordu.

Tüccarlar, bu 10 -15 ülkeden her defasında farklı bir muamele görmemek için konuyu, ilgili ülkelerle daha önce defalarca müzakere edip anlaşmış olmalılar.

Tüccarların etkisindeki müzakereye açık toplumlar, muhataplarının da çıkarını gözeten toplumlardır; karşı taraflara gerektiğinde taviz verebilen ve işbirliğini arayan toplumlardır.

Her konuyu müzakere ederek devletleşen tüccarlar, bu müzakere güçlerini, zamanla, devletlerarası bir müzakere seviyesine kadar yükselttiler.

1520 yılına gelindiğinde Avrupa'da dini bir azınlık kalmadığı için (Kilise tarafından soykırım yapıldığı için) inanç özgürlüğü sorunu yaşanmadı.

Kilise dışı eğitim ve bilimsel çalışmaların artmasıyla din dışı bilgi üretimi arttı; bilgi birikiminin artması, zamanla, ifade özgürlüğü talebini tetiklediğini sonraki yüzyıllarda göreceğiz.

Görüldüğü gibi siyasi fetret dönemi sadece iktisadi gelişmişliği değil aynı zamanda siyasi gelişmişliği yani demokratik süreçleri de beklenmedik ve planlamadık bir yan ürün olarak üretmiştir.

Bu siyasi fetret döneminde, "Tüccarlar, Kilise, Devletleşen Tüccarlar ve Devletler" arasında yapılan müzakere, tartışma, uzlaşma ve imzalanan sözleşmelerin artması, demokrasi için gerekli tohumların serpilmesini sağlamış görünüyor.

DEMOKRATİK SÜREÇLER

Avrupa tarihindeki demokratik süreçler; kralların iyi niyetinden veya halkın aniden özgürlük aşığı olmasından değil, devletin mülkiyet karşısında adeta diz çökmesinden doğmuştur.