1939: Zoka-1952: NATO

NATO'nun Ankara zirvesi yaklaşıyor. Bu sürecin Türkiye açısından ek iki sorunu, NATO'nun Adana'daki yeni kolordu karargâhı ve boğazdaki "çokuluslu" üs girişimi...

Tarihsel bakımdan fazlasıyla ilginçtir: Türkiye'yi Atlantik düzenine çıpalamak ve NATO'ya üye yapmak isteyenler, "Sovyetler Birliği boğazda üs istiyor" diyordu, sonucunda boğazda Atlantik'e üs vermiş oldular!

TÜRKİYE İİN IKARILACAK DERSLER

"Sovyetlerin üs ve toprak talebi"nin Ankara tarafından nasıl ve hangi amaç uğruna köpürtüldüğü ve Ankara'daki Atlantikçi ekibin "Sovyetler bize saldıracak" diyerek sürekli Washington ve Londra'ya başvurması, sonuçları bakımından Türkiye için büyük derslerle doludur.

İşte o süreci anlamamızı kolaylaştıran bir kitap var artık elimizde: 1939: Zoka-1952: NATO (Harp Sanat Yayınları, 1. Basım, Mayıs 2026)

Mesleğimizin kıdemlilerinden gazeteci Hasan Bögün'ün resmi belgeleri, özellikle süresi dolduğu için gizliliği kaldırılan belgeleri inceleyerek hazırladığı bu dosya, 1939-1952 sürecini tüm boyutlarıyla anlamamızı sağlıyor.

MAKAS DEĞİŞİKLİĞİ

Hasan Bögün'ün en önemli tezi şu: Türkiye'nin NATO üyeliği, Cumhuriyetin dış siyasetinde 1939'da İngiltere ve Fransa ile yapılan ittifak anlaşmasıyla yaşanan kırılmanın ya da "makas değişikliğinin" sonucudur.

Bögün'e göre bu makas değişikliğinin dış ve iç etkenleri vardı. Dünya savaşına doludizgin gidiliyor olmasının yarattığı kargaşa dışarıdan zorlasa da asıl belirleyici nedenler, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Büyük güçlerle asla ittifak yapılmamalı" vasiyetinin dikkate alınmaması ve Sovyetler Birliği ile birlikte inşa edilen "ortaklaşa güvenlik" seçeneğinin İngiltere tarafından çökertilmesine içeriden destek verilmesiydi.

NATO'ya üyeliği "kısmi egemenlik devri" olarak değerlendiren Hasan Bögün'e göre, bu sonuca gelinebilmesi, "Cumhuriyetin kuruluşta benimsediği ideolojik çizginin reddedilmesinin" sonucuydu.

ABD'NİN NATO AMACI

1939: Zoka-1952: NATO adlı kitabın bir diğer önemli tezi şu: ABD NATO'yu, İngiliz sömürge imparatorluğunun yerine kendi "yeni sömürgeci imparatorluğunu" geçirme örgütü olarak kurdu.

ABD "savunma örgütü" diye sunduğu NATO'yu, başından itibaren "hegemonya emellerini gerçekleştirmenin askeri-siyasi örgütü olarak" tasarladı, "bu hedef doğrultusunda inşa etti". NATO'nun en önemli görevi, "Avrupalı müttefikleri ABD'nin çıkarlarına uygun bir siyasi hat içinde tutmaktır".

Ve elbette 1952'de NATO'ya giren Türkiye de bu kapsam içindedir.

Bögün bu tezini ABD, CIA, NATO belgelerine, Avrupalı siyasetçilerin kendi aralarında ve ABD'li siyasetçilerle yaptıkları görüşme tutanaklarına dayanarak ortaya koyuyor.