Dünya sessiz ama derin bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşümün adı henüz tam olarak konulmuş değil. Ancak işaretleri artık her yerde görülüyor. Amerika Birleşik Devletleri kritik teknolojileri yeniden ülkesine kazandırmaya çalışıyor. Çin üretim kapasitesini daha da derinleştiriyor. Avrupa uzun yıllar ihmal ettiği sanayi politikalarını yeniden gündemine alıyor.
İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu gelişmeler aslında tek bir gerçeği gösteriyor: 21. yüzyılın kalkınma anlayışı yeniden yazılıyor.
Uzun yıllar boyunca ekonomik başarının temel ölçüsü; daha düşük maliyetle üretmek, daha fazla yabancı yatırım çekmek ve küresel ticaret zincirlerine daha güçlü entegre olmaktı. Bugün ise bunlar tek başına yeterli görülmüyor. Çünkü artık rekabet yalnızca şirketler arasında yaşanmıyor. Rekabet, ülkelerin kurduğu üretim, teknoloji ve inovasyon ekosistemleri arasında yaşanıyor.
YENİ DÖNEMİN ASIL SORUSUSon aylarda bu köşede Avrupa'nın rekabet gücündeki aşınmayı, Çin'in endüstriyel ekosistem modelini ve yatırım kararlarının giderek jeopolitik önceliklerle şekillendiğini ele aldım. Geriye dönüp baktığımda aslında bütün bu yazıların aynı sorunun etrafında dolaştığını fark ediyorum: Yeni dönemde ülkeleri gerçekten güçlü kılacak olan nedir
Bu sorunun cevabını yalnızca daha fazla yatırımda, daha fazla teşvikte ya da daha büyük fabrikalarda aramıyorum. Kanaatimce cevap, stratejik sektörlerde sürdürülebilir başarı üretebilen ekosistemler kurabilmektedir.
SAVUNMA SANAYİİNİN GÖRÜNMEYEN GÜCÜBir ağacı değerlendirirken çoğu zaman meyvesine bakarız. Meyve ne kadar büyükse ağacın o kadar güçlü olduğunu düşünürüz. Oysa iyi bir bahçıvan bilir ki ağacı ayakta tutan meyveleri değil, toprağın altında görünmeyen kök sistemidir.
Tam da bu noktada Türkiye'nin elinde çoğu zaman yalnızca güvenlik boyutuyla değerlendirdiğimiz çok önemli bir tecrübe bulunuyor: Savunma sanayii.
Bugün savunma sanayiini konuşurken doğal olarak insansız hava araçlarını, savaş gemilerini, radar sistemlerini, hava savunma sistemlerini ve diğer yüksek teknolojili platformları konuşuyoruz. Bunların her biri Türkiye adına haklı bir gurur kaynağıdır.
Türkiye'nin savunma sanayiinde başardığı şey silah üretmek değil, başarı üreten bir sistem kurmaktır.
Kamu kurumlarının ortak hedef doğrultusunda hareket edebilmesi, özel sektörün uzun vadeli yatırım yapabilmesi, üniversitelerin bilgi üretmesi, Ar-Ge kültürünün gelişmesi, ana yüklenicilerle birlikte büyüyen tedarik zincirleri, yetişmiş insan kaynağı, kritik teknolojilere odaklanma ve bütün bunları aynı stratejik hedef doğrultusunda buluşturan güçlü koordinasyon... Bugün gördüğümüz ürünler işte bu görünmeyen kök sisteminin meyveleridir.

32