Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın son iki gün içinde yaptığı konuşmalar, para politikasının genel yönünden ziyade, mevcut sıkılığın nasıl yönetileceğine dair daha ince sinyaller içeriyor.
Karahan, sıkı para politikasının sürdürüleceğini vurgulamakla birlikte; enflasyon beklentilerindeki düşüşün hızlanması, kira ve bazı hizmet kalemlerinde fiyat artışlarının belirgin biçimde yavaşlaması, Kur Korumalı Mevduat'ın neredeyse tamamen tasfiye edilmesi ve rezerv birikiminin güçlenmesi gibi başlıklarda kaydedilen ilerlemeyi özellikle öne çıkarıyor.
Bu vurgu seti, TCMB'nin politika tartışmasını artık yalnızca "faiz seviyesi" üzerinden değil, faizin ekonomi üzerindeki marjinal etkisi ve oluşturduğu reel faiz makası üzerinden okuduğunu gösteriyor.Bu çerçeve içinde TCMB'nin temel önceliği değişmiş değil: fiyat istikrarı.
Ancak son konuşmalar, Banka'nın dezenflasyon sürecini değerlendirirken daha fazla nicel göstergeye ve aktarım mekanizmasına odaklandığını ortaya koyuyor.
Enflasyon beklentilerinin hem hanehalkı hem de reel sektör tarafında aşağı yönlü bir eğilime girmesi, sıkı para politikasının gecikmeli etkilerinin daha görünür hâle geldiğine işaret ediyor.
Özellikle kira enflasyonundaki yavaşlama ve bazı hizmet kalemlerinde fiyat artış hızının düşmesi, dezenflasyon sürecini destekleyen unsurlar arasında sayılıyor.Para politikası tarafında duruş net: sıkılık korunuyor.
Ancak Karahan'ın son mesajlarında dikkat çeken unsur, politika faizinin seviyesinden ziyade bu faizin ekonomi üzerindeki etkisinin daha yakından izleneceği yönündeki vurgu. İç talepteki dengelenme, kredi büyümesindeki yavaşlama ve finansal koşullardaki sıkılığın korunması, bu yaklaşımın temel dayanakları olarak öne çıkıyor. TCMB, erken gevşeme riskine karşı temkinli duruşunu sürdürürken, dezenflasyon sürecinin kazanımlarını riske atacak adımlardan kaçınılması gerektiğinin altını çiziyor.Rezervler ve finansal istikrar başlığı da son konuşmalarda öne çıkan bir diğer alan. TCMB rezervlerindeki toparlanma, para politikasının kredibilitesini güçlendiren önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Aynı şekilde Kur Korumalı Mevduat bakiyesinin neredeyse sıfırlanmış olması, para politikasında sadeleşme sürecinin büyük ölçüde tamamlandığını ve piyasa mekanizmalarına dönüşün güçlendiğini gösteriyor.
Reel sektörle iletişim ve dış dengeye ilişkin değerlendirmelerde ise ihracatın yalnızca kur seviyesine değil, küresel talep koşullarına da bağlı olduğu vurgulanıyor. Bu yaklaşım, para politikasının kısa vadeli kur hedeflerinden ziyade, daha sürdürülebilir bir makroekonomik dengeyi gözettiğine işaret ediyor.
Genel tabloya bakıldığında TCMB'nin mevcut politikası; sıkı para politikası, beklenti yönetimi, rezerv birikimi ve sadeleşme ekseninde ilerliyor. Ancak son açıklamalar, bu çerçevenin artık ince ayar aşamasına girdiğini gösteriyor. Tartışma, "sıkı mı gevşek mi" ikiliğinden ziyade, sıkılığın hangi dozda ve ne kadar süreyle korunması gerektiği noktasında yoğunlaşıyor.

85