İstanbul Finans Merkezi: Türkiye ekonomisi için stratejik sıçrama aracı
İstanbul Finans Merkezi başarılı olursa Türkiye'ye 50-100 milyar dolarlık ek ekonomi kazandırabilir; ama güven ve öngörülebilirlik olmadan bu 'hayal' kalır mı?
Yazar, İstanbul Finans Merkezi'ni gayrimenkul projesi değil, sermayenin yönünü değiştirecek stratejik bir hamle olarak görüyor ve bunun finans sektörünün GSYH içindeki payını %3-4'ten %6-8'e çıkarabileceğini iddia ediyor. Bu dönüşümün mümkün olabilmesi için mutlak şart olarak varlık güvenliği, öngörülebilir ekonomi politikası, bağımsız düzenleyici kurumlar ve istikrarlı vergi sistemi sayılıyor. Peki bu koşulları sağlamak için gereken 'güven' çerçevesi, yazıda belirtilen jeopolitik süreçten bağımsız olarak oluşturulabilir mi?
İstanbul Finans Merkezi (İFM) uzun süre dar bir bakış açısıyla değerlendirildi; çoğu zaman bir gayrimenkul projesi gibi ele alındı. Oysa mesele bir bina değil, sermayenin yönünü değiştirme meselesidir. Doğru kurgulandığında İFM; finans, ticaret, teknoloji ve jeopolitik güç açısından Türkiye'ye çarpan etkisi yaratabilecek stratejik bir hamledir.
FİNANSAL DERİNLİK VE EKONOMİK ETKİBugün Türkiye'de finans sektörünün GSYH içindeki payı yaklaşık %3–4 seviyesindedir. Londra gibi küresel merkezlerde bu oran %7–10 bandındadır. İFM'nin gerçek anlamda bölgesel merkez haline gelmesi durumunda Türkiye'de bu oran %6–8 seviyesine çıkabilir. Bu artışın karşılığı 50–100 milyar dolar ek ekonomik büyüklüktür. Yani finans sektörü tek başına Türkiye'ye, bir otomotiv sektörü büyüklüğünde ilave ekonomi kazandırabilir.
SERMAYE YAPISINDA DÖNÜŞÜMBugün Türkiye'ye gelen sermaye ağırlıklı olarak kısa vadeli portföy yatırımlarından oluşmaktadır. Bu yapı kırılgandır ve döviz kuru üzerinde baskı oluşturur.
İFM ile birlikte fon yönetim şirketleri, yatırım bankaları ve sigorta-reasürans devleri İstanbul'a yerleştiğinde uzun vadeli sermaye girişi artar, döviz kuru baskısı azalır ve finansal sistemin dayanıklılığı güçlenir.
BÖLGESEL SERMAYE İSTANBUL'A KAYABİLİRBugün bölgesel sermaye büyük ölçüde Dubai ve Londra üzerinden yönetilmektedir. Oysa Türkiye; Körfez, Orta Asya, Balkanlar ve Kuzey Afrika için doğal bir merkez konumundadır. İFM başarılı olursa 500 milyar – 1 trilyon dolar büyüklüğünde varlık yönetimi potansiyeli oluşabilir.
YÜKSEK KATMA DEĞERLİ İSTİHDAMFinans sektörü, sanayiye kıyasla çok daha yüksek katma değer üretir. Ortalama bir finans çalışanının geliri, sanayi çalışanına göre 3–5 kat daha yüksektir. İFM ile birlikte yatırım bankacılığı, varlık yönetimi, fintech, hukuk ve danışmanlık alanlarında 50.000+ doğrudan ve 200.000+ dolaylı istihdam oluşabilir.
Know-how yani bilgi aktarımı Türkiye lehine gelişir.
Türkiye vatandaşları eski Türkiye'nin içe dönük politikaları neticesinde uluslararası ticarete uzak kalmıştır. Örneğin, sadece iş bilgisiyle bir Lübnanlı, enerji ticaretini, malzeme ticaretini birçok ülke ile yapabilir. İFM'de istihdam edilecek insan kaynağı ile Türkiye uluslararası ticarete dair bilgisi artacak, ilişkileri gelişecektir. Sadece ilişki alt yapısı (network) bile yüksek katma değer oluşturacaktır.
FİNANS, TEKNOLOJİ VE TİCARET ENTEGRASYONUFinans merkezleri aynı zamanda teknoloji üretir. Fintech, ödeme sistemleri ve dijital bankacılık bu ekosistemin doğal çıktılarıdır. İFM ile birlikte Türkiye fintech alanında bölgesel merkez olabilir, ihracatın finansmanı kolaylaşır ve Türk şirketlerinin küreselleşmesi hızlanır.
BAŞARI ŞARTI: GÜVEN VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK VARLIK GÜVENLİĞİPara öncelikle getiriye baksa da, paranın güvenliği temel şarttır. Ticaret hukuku, finansal hukuk ve varlık güvenliği alanlarında mutlak güven sağlanmadan istenilen gelişme mümkün değildir. Mülkiyet hakkı tartışmasız korunmalı, önceden kurala bağlanmamış uygulamalar ortadan kaldırılmalı ve varlıklara hiçbir surette, varlık sahibi haricinde, etki edilemeyeceği açık şekilde güvence altına alınmalıdır.

32