İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru dünya iki ayrı gerçekliği aynı anda yaşıyordu. Cephelerde çatışmalar sürüyor, Japonya teslim olmayı reddediyor, Pasifik'te savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Japonya'nın askeri kapasitesi hâlâ ayaktaydı; pilotları, donanması ve savunma refleksi güçlüydü. Kâğıt üzerinde bakıldığında savaşın ne zaman biteceği belirsizdi.
Ancak Washington'da bu sorunun cevabı çoktan verilmişti.ABD, Manhattan Projesi ile nükleer bombayı geliştirdiği o anda, savaşın askeri kaderini fiilen belirlemişti.Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan bombalar, savaşın sebebi değil; sonucun ilanıydı. Japonya, bombalar düşmeden önce savaşı aslında kaybetmişti — fakat bunun farkında değildi.
Bu tarihsel detay bugün açısından hayati önemdedir. Çünkü nükleer bomba sadece yeni bir silah değil, geri döndürülemez bir asimetrik üstünlük yaratmıştı. Japonya'nın asker sayısı, fedakârlığı ya da direnci artık anlamını yitirmişti. Aradaki fark kapanamaz hâle gelmişti. İşte o "an" buydu.Bugün yapay zekâ alanında yaşananlar da benzer bir eşiktir.Ancak bu kez karşımızda olan şey bir rekabet ya da teknoloji yarışı değildir; bu tanım meseleyi hafife almak olur. ABD ile Çin arasında fiilen yürütülen ve Avrupa'nın da ABD ekseninde konumlandığı bir Üçüncü Dünya Savaşı söz konusudur.
Bu savaş, klasik anlamda cephelerde değil; yarı iletken üretim zincirlerinde, ileri çip mimarilerinde, ihracat lisanslarında ve mikro ambargolarda yürütülmektedir.
ABD'nin Çin'e yönelik ileri seviye çip ihracatını kısıtlaması, üretim ekipmanlarını kontrol altına alması ve tarifeleri bir silah olarak kullanması bu savaşın ana saldırı hatlarını oluşturur.Avrupa Birliği'nin "stratejik özerklik" ve "güvenlik" söylemi altında kurduğu kısıtlayıcı rejim ise fiilen bu cepheye eklemlenmiştir. Çin'in karşı hamleleri; yerli çip geliştirme programları, nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolü ve kapalı teknoloji ekosistemleriyle karşı bir blok inşa etme çabası şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Dolayısıyla bugün yaşananlar, gelecekte başlayacak bir çatışmanın provası değil; cepheleri görünmez, araçları ekonomik ve teknolojik olan, ancak sonuçları itibarıyla tam ölçekli bir dünya savaşıdır.Bu noktada asıl soru şudur: Peki o "an" yani neticeyi belirleyecek olan nedir
Bu yazıda, pek azımızın açık biçimde kavrayabildiği o kritik "an"ın neyi ifade ettiğini, sizler adına sadeleştirerek açıklamaya çalışacağım.
O "AN" NEDİRBahsedilen an; bir yapay zekâ sisteminin, kendi kendini geliştirme döngüsünü insan müdahalesi olmadan sürdürebildiği ilk eşiktir.
Yani yapay zekânın sadece verilen görevleri yerine getiren bir araç olmaktan çıkıp, kendi kapasitesini genişleten bir özneye dönüşmesidir.Bu aşamada yapay zekâ;
kendi kodunu optimize eder, yeni model mimarileri tasarlar, donanım kullanımını daha verimli hâle getirir, bilimsel hipotezler üretir, deneyler tasarlar, sonuçları yorumlar ve yeni sorular üretir.Bütün bunları insandan daha hızlı, daha ucuz ve ölçeklenebilir biçimde yapar.

16