Bütün işlerimizde Rabbimizi dinleyelim ve ona göre hareket edelim.
Halkımızın dilinde bir hikâye vardır, uzun zaman gurbette kalan bir adam yirmi yıl sonra evine döndüğünde kapıyı çalar, duyuramayınca camdan içeri bakar.
Bir de ne görsün, hanımının yanında koç yiğit bir delikanlı var; tanıyamaz ve silahını çeker, pencereden namluyu uzatır ama hatırına "Zannın birçoğundan sakının" ayetini hatırlar ve cama vurmaya başlar. Onlar uyanır, sevinçle kapıyı açar ve yirmi yıldır görmediği yavrusunu bağrına basar.
Rabbimiz buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اج'تَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَع'ضَ الظَّنِّ إِث'مٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغ'تَب' بَع'ضُكُم' بَع'ضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُم' أَن' يَأ'كُلَ لَح'مَ أَخِيهِ مَي'تًا فَكَرِه'تُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَحِيمٌ
"Ey iman edenler, zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıbını aramak için casusluk yapmayın. Bazınız bazınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi Siz bundan iğrendiniz. Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir, merhamet edendir." (Hucurat Süresi ayet 49/12)
Hüsnüzan; her şeyi iyiye yorma, her şeyin iyi tarafını görmedir.
Suizan da bunun tam tersidir.
Bu zanna bir örnek verelim: İki arkadaş bir köşe başında durmuş, karşıdan sallanarak gelen ve elinde de gazete kâğıdına sarılı bir şişe olan bir adam görüyorlar.
Birisi şöyle diyor: "Adama bak, akşama kadar meyhanede içmiş, doyamamış eline bir şişe almış, evde de içmeye devam edecek."
Diğer arkadaş ise: "Adam akşama kadar ayakta çalışmış, yorgun düşmüş, akşam da çocuğuna süt götürüyor."
Bu arkadaşlardan ikisi de o şahsı içerken görmediler. Birisinin ki "hüsnüzan," diğerininki ise "suizandır".
Hüsnüzanda bulunan her zaman sevap alır.
Suizanda bulunan ise dediği doğru olsa bile günaha girer.
Çünkü gözü ile görmediği bir konuda karar vermiştir.
İnsanların ayıbını aramak için casusluk da yapmayın.
Sevgili Peygamberimiz:
وَلاَ تَجَسَّسُوا ، وَلاَ تَحَسَّسُوا
"Tecessüs ve tahassüs yapmayın..." buyurmuş. (Buhari, Sahih Hadis no 2442)
Evzai tecessüs: Kişilerin ayıbını araştırmaktır, tehassüs ise iki kişi konuşurken dinlenilmesini istemedikleri halde kulak vermektir diye açıklamış.
Biz, küllük deşenlerden değiliz. Aksine ayıpları örten, iyilikleri yayan bir ümmetiz.
Sevgili Peygamberimiz:
عَن' عُق'بَةَ ب'نِ عَامِرٍ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ « مَن' رَأَى عَو'رَةً فَسَتَرَهَا كَانَ كَمَن' أَح'يَا مَو'ءُودَةً
"Bir müminin ayıbını örten, öldürülmüş kız çocuğunu kabrinden diriltmiş gibidir." buyurmuş. (Ahmet, Müsned 4/153; Ebu Davud, Sünen K. Edep, Hadis No 4892; Nesai, Sünen-i Kübra Hadis No 7283)
Sevgili Peygamberimiz, devlet yetkililerini de şöyle uyarır:
وَأَبِى أُمَامَةَ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ « إِنَّ الأَمِيرَ إِذَا اب'تَغَى الرِّيبَةَ فِى النَّاسِ أَف'سَدَهُم'
"Emîr, insanları hakkında şüpheye düşerse onları bozar" (Ebu Davud, Sünen, K. Edep, bab 44)
419 - حدثنا أحمد بن منصور الرمادي ، حدثنا عبد الله بن صالح ، حدثنا معاوية بن صالح ، عن عمرو بن قيس ، عن ثور الكندي ، أن عمر بن الخطاب ، رضي الله عنه ، « كان يعس بالمدينة من الليل ، فسمع صوت رجل في بيت يتغنى ، فتسور عليه ، فوجد عنده امرأة ، وعنده خمرا ، فقال : يا عدو الله ، أظننت أن الله يسترك وأنت على معصيته ؟ فقال : وأنت يا أمير المؤمنين ، لا تعجل علي ، إن أكن عصيت الله واحدة ، فقد عصيت الله في ثلاث ، قال تعالى : ولا تجسسوا (1) ، وقد تجسست ، وقال الله عز وجل : وليس البر بأن تأتوا البيوت من ظهورها (2) ، وقد تسورت (3) علي ، ودخلت علي من ظهر البيت بغير إذن ، وقال الله عز وجل : لا تدخلوا بيوتا غير بيوتكم حتى تستأنسوا وتسلموا على أهلها (4) ، فقد دخلت بغير سلام قال عمر رضي الله عنه : فهل عندك من خير إن عفوت عنك ؟ قال : نعم ، والله يا أمير المؤمنين ، لئن عفوت عني لا أعود لمثلها أبدا ، قال : فعفا عنه ، وخرج وتركه

4