Olacağı buydu

Okulun en çalışkan öğretmeni, okuluna yürüyerek, minibüsle, belediye otobüsüyle veya metroyla gelip giderken birkaç öğrenci özel şoför ve son model arabayla geldiğini gören öğrenciler de bu görüntünün etkisi altında kalırlar.

Babasının her gün geç gelmesinden bıkan ve babasının 12 saat çalışıp 8 saatin parasını aldığını gören çocuk da, aynı hayat mektebinin kurbanları arasına girer.

"Oku oku, okumazsan seni kömürcüye veya demirciye çırak veririm" tehdidi de hayat mektebinin duvar yazısıdır.

Zaten babası ve annesi "Oku da kendini kurtar" diye okula göndermişlerdi.

Okulda bazı öğretmenler de "Okuyup da bizim gibi mi olacaksınız" sorusuna, öğrenci, "Hayır, ben parası daha fazla olan filan fakülteye gedeceğim" derken, o görüntülerin etkisini görürüz

Öküzün gözü yola atılmış karpuz kabuğunda olduğu gibi, çocuklar altının şıngırtısına şartlandırılıyor.

Kuşlar, yem yerken yemin arasına pırlanta atsanız, onu beğenmez ve arpa yemeye devam eder.

Hâlbuki yaratılmışların en değerlisi olan insana, "İlim elde etmek için oku" dense ekmek onun arkasından gelir.

Arpa gibi, karpuz kabuğu gibi, altın gibi, lira gibi, dolar gibilerin peşinden gidilmese, ekmek, gölge gibi insanın arkasından takip eder.

Güneşe doğru giderseniz gölgeniz sizi takip eder.

Gölgenizin peşinden giderseniz yolun sonu bulunmaz.

İbrahim aleyhisselam:

"Şüphesiz ben, hiçbir puta tapmadan, yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim." (En'am Süresi ayet 6/79)

Dedi ve Nemrut'un sarayında geçici bir ömür için Nemrut'a kul olmaktansa, âlemleri yaratana kul olduğunu açıkladı ve aç da kalmadı.

Onun ve ailesinin rızkı olsun diye çölde zemzem suyunu fışkırtıverdi ve hâlâ senede yüz milyonlarca ziyaretçisini sulamaya devam ediyor.

Fonculardan şikâyetçi olmayalım; kendimizden şikâyetçi olalım.

Kendimize bir bakalım:

Dünyaya teker teker geliyoruz, teker teker gidiyoruz. Meydanlarda binlerce insan arasında dururken teker teker nefes alıyor, nefes veriyoruz.

Bin baş bir yerde olsa her birinin başı ayrı ayrı ağrıyor.

Baş ağrısı olmaması için herkes kendi başının çaresine bakmakla görevli.

Ahirette de herkes kendi yaptığından sorumlu olacak.

Doğumuna ve ölümüne engel olamayan, basit bir ağrıya bile dayanamayan insan, malına, makamına, rütbesine, otoritesine, gücüne dayanarak yaratanına karşı başkaldırmasın.

Kimse kendini dokunulmaz sanmasın:

"İnsan, hiçbir kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanır" (Beleb Süresi ayet 90/5)

Ana rahmindeki küçüklüğünü hatırlasın. Karnında taşıdığı gübreyle övünmesin. Sırtına giydiği kürkü hayvanın biri beş sene giydiği halde hayvanlıktan kurtulamadı.

Yetkililere rüşvet verir ama yine de kader kişinin yakasını bırakmaz.

Bazıları âleme ibret olsun diye dünyada canlandırılır ve tarihin direklerine ibret levhası olarak asılır.

Nemrut, Firavun, Karun, Ebu Cehil ve çağdaş Ebu Cehil'ler ve diğerleri gibi.

"Dünyayı ya Rahmani vahiy veya şeytani vesvese yönetecek."

Otoriteyi elinde tutan Firavun, servete sahip Karun ve bilime hükmeden Haman üçlü çetesi Rahman'ın vahyine göre hareket eden Hz. Musa karşısında yok olmuşlardır.