Önderimiz ve örneğimiz, Sevgili Peygamberimizin birçok özellikleri var.
En önemli özeliklerinden bir tanesi, her insanı kabiliyetlerine göre değerlendirmesidir.
"Aman Ebuzer, (Allah ondan razı olsun) sakın devlet başkanlığı isteme" demiş.
Birkaç gün önce bir dostum telefon ederek, "Uzun zamandır kendi kabrimi görüyorum. Sağımda, solumda önümde arkamda gökyüzünde, yeryüzünde her yerde kabrimi görüyorum" dedi
Ben de, "Önce bir doktora git. Dediklerini tut.
Şimdi benim dediklerimi tut.
Çalışanlarının senin yediğinden yiyebilmesi, senin giydiğinden giyebilmesi için maaşlarını artır. Kiralarını öde.
Evde fazla oturma; bastona dayanarak önce akrabaları ziyaret et, durumlarını sor, ihtiyaçlarını karşıla.
Sonra muhtara git mahallenin fakirlerinin isimlerini ve adreslerini al.
Onları ziyaret et. Fakir iseler elektrik saatinin numarasıyla su saatinin numarasını al ve doğru bankana 'giderek bu numaraların paralarını benim hesaptan otomatik olarak ödeyiniz' de" dedim. "Tamam hocam anladım."
Bu benim etkim değil, Sevgili Peygamberimizin Ebu Zer'e söylediği hadisin uygulamasının etkisidir.
Devlette etkili makamdan uzak durmuş ama Müslümanların gönül yaylasında Rıdvan rüzgârlarını 1400 yıl sonra da alıyor ve almaya devam ediyor.
Bazıları bu hadis-i şerifi tek başına alıyor ve, "Valla hocam, bizim siyasetle ilgilimiz yoktur diyor."
Hz. Ömer'e de demiş ki: "Aman ha, devlet başkanının yaptığı hayırlı bir iş, iki kat sevap kazandırır."
Hz. Ömer'i teşvik ediyor. Hz. Ebuzer'i de menediyor. Çünkü ikisinin mizacını da biliyor.
Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde, "İnsanlar bir binayı meydana getiren taşlar gibidirler" buyuruyor.
Caminin kubbe taşı da vardır, temel taşı da vardır.
Köşe taşı da vardır, moloz taşı da vardır.
Ama hiçbirinin diğerine üstünlüğü yok.
Kubbe taşı temel taşına diyemez ki ben senden üstünüm.
Köşe taşı diyemez ki ben senden üstünüm.
Herkes bulunduğu yerde değerlidir.
Hani taş yerinde ağırdır, derler ya.
Hz. Vahşi (R.A.) de bir görevi yerine getiriyordu, Hz. Halid b. Velid de. Herkese verilen hak karşılığında sorumluluk yükleniyordu.
Öyle olunca herkese gücü nispetinde sorumluluk yükleniyor, her insanın mevcut bünyesindeki güç yaratılanların hepsinin üzerindedir. Meselâ, bilgisayar ve computerin geliştiricileri şöyle diyorlar: Normal orta halde bir insan beyninin yapabildiğini yapması için dünya büyüklüğünde bir bilgisayar olması gerekir. Bu da mümkün değil. İnsanın gücünü Peygamber Efendimiz şöyle haber verir.
Yeryüzü yaratılınca melekler sorar:
– Ya Rab, dağlardan daha güçlüsünü yarattın mı
– "Evet, demiri yarattım" der.
– Demirden daha güçlü bir şey yarattın mı
–"Evet ateşi yarattım" der.
– Ateşten daha güçlü bir şey yarattın mı
– "Evet suyu yarattım"

4