Ayetler:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَن'تُم' مُس'لِمُونَ
"Ey iman edenler, Allah'tan sakınılması gerektiği gibi sakının ve ancak Müslüman olarak can verin.
وَاع'تَصِمُوا بِحَب'لِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذ'كُرُوا نِع'مَةَ اللَّهِ عَلَي'كُم' إِذ' كُن'تُم' أَع'دَاءً فَأَلَّفَ بَي'نَ قُلُوبِكُم' فَأَص'بَح'تُم' بِنِع'مَتِهِ إِخ'وَانًا وَكُن'تُم' عَلَى شَفَا حُف'رَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَن'قَذَكُم' مِن'هَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُم' آَيَاتِهِ لَعَلَّكُم' تَه'تَدُونَ
Hepiniz topluca Allah'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de, O kalplerinizi birleştirdi ve O'nun nimetiyle siz kardeş oldunuz. Ve siz ateş çukurunun kenarında idiniz de, O sizi kurtardı. Allah doğru yola gelesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklar.
وَل'تَكُن' مِن'كُم' أُمَّةٌ يَد'عُونَ إِلَى ال'خَي'رِ وَيَأ'مُرُونَ بِال'مَع'رُوفِ وَيَن'هَو'نَ عَنِ ال'مُن'كَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ ال'مُف'لِحُونَ
Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten yasaklayan bir cemaat olsun. İşte kurtuluşa erenler, onların ta kendisidir.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخ'تَلَفُوا مِن' بَع'دِ مَا جَاءَهُمُ ال'بَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُم' عَذَابٌ عَظِيمٌ
Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, ayrılığa düşen ve parçalananlar gibi olmayın. En büyük azap işte onlaradır." (Al-i İmran Süresi ayet 3/102-105)
Hadis:
حَدَّثَنَا يَح'يَى ب'نُ مُوسَى ، حَدَّثَنَا ال'وَلِيدُ ، قَالَ : حَدَّثَنِي اب'نُ جَابِرٍ ، قَالَ : حَدَّثَنِي بُس'رُ ب'نُ عُبَي'دِ اللهِ ال'حَض'رَمِيُّ ، قَالَ : حَدَّثَنِي أَبُو إِد'رِيسَ ال'خَو'لاَنِيُّ ، أَنَّهُ سَمِعَ حُذَي'فَةَ ب'نَ ال'يَمَانِ ، يَقُولُ : كَانَ النَّاسُ يَس'أَلُونَ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ ال'خَي'رِ ، وَكُن'تُ أَس'أَلُهُ عَنِ الشَّرِّ ، مَخَافَةَ أَن' يُد'رِكَنِي ، فَقُل'تُ : يَا رَسُولَ اللهِ ، إِنَّا كُنَّا فِي جَاهِلِيَّةٍ وَشَرٍّ ، فَجَاءَنَا اللَّهُ بِهَذَا ال'خَي'رِ ، فَهَل' بَع'دَ هَذَا ال'خَي'رِ مِن' شَرٍّ ؟ قَالَ : نَعَم' ، قُل'تُ : وَهَل' بَع'دَ ذَلِكَ الشَّرِّ مِن' خَي'رٍ ، قَالَ : نَعَم' وَفِيهِ دَخَنٌ ، قُل'تُ : وَمَا دَخَنُهُ ؟ قَالَ : قَو'مٌ يَه'دُونَ بِغَي'رِ هَد'يِي ، تَع'رِفُ مِن'هُم' وَتُن'كِرُ ، قُل'تُ : فَهَل' بَع'دَ ذَلِكَ ال'خَي'رِ مِن' شَرٍّ ؟ قَالَ : نَعَم' ، دُعَاةٌ إِلَى أَب'وَابِ جَهَنَّمَ ، مَن' أَجَابَهُم' إِلَي'هَا قَذَفُوهُ فِيهَا ، قُل'تُ : يَا رَسُولَ اللهِ صِف'هُم' لَنَا ، فَقَالَ : هُم' مِن' جِل'دَتِنَا ، وَيَتَكَلَّمُونَ بِأَل'سِنَتِنَا ، قُل'تُ : فَمَا تَأ'مُرُنِي إِن' أَد'رَكَنِي ذَلِكَ ؟ قَالَ : تَل'زَمُ جَمَاعَةَ ال'مُس'لِمِينَ وَإِمَامَهُم' ، قُل'تُ : فَإِن' لَم' يَكُن' لَهُم' جَمَاعَةٌ وَلاَ إِمَامٌ ؟ قَالَ : فَاع'تَزِل' تِل'كَ ال'فِرَقَ كُلَّهَا ، وَلَو' أَن' تَعَضَّ بِأَص'لِ شَجَرَةٍ ، حَتَّى يُد'رِكَكَ ال'مَو'تُ وَأَن'تَ عَلَى ذَلِكَ
Huzeyfe bin Yeman (Allah ondan razı olsun) anlatıyor:
"İnsanlar, Allah Rasülü'ne (sallallahü aleyhi ve selleme) hayırdan/hep iyi şeylerden soruyorlardı.
Ben de bir gün bana da bulaşır diye şerden/kötü şeylerden sorardım ve şöyle dedim:
- Huzeyfe "Ya Rasülellah, biz, cahiliyye/inkâr ve hep şer/kötü şeylerin içinde idik, Allah, seni bize hayırla gönderdi. Bu hayırlı halden sonra şerli hal var mı
- "Evet" dedi.
- Huzeyfe, "Bu şerli halden sonra hayırlı hal olacak mı"
- "Evet olacak ama içinde dehan olacak."
- Huzeyfe, "Dehan nedir"
- Bir topluluk, benim Hedy/Kur'an ve Sünnetimin dışında bir şeylerle yol gösterecek. Sen, onların bazısını kabul edecek, bazısını kabul etmeyeceksin.

10