Şu ayetleri dikkatle okuyunuz.
Bu ayetlerin mealini istediğiniz ve sevdiğiniz hocanın, ister Yaşar Nuri'nin, ister Diyanet'in mealinden okuyunuz.
Geçmişte akait konusunda ve fıkıh konusunda ayrılıkları olanların da bu ayet konusunda ayrılığa düşmediğini göreceksiniz.
Buyurun okuyunuz:
مَا أَصَابَ مِن' مُصِيبَةٍ فِي ال'أَر'ضِ وَلَا فِي أَن'فُسِكُم' إِلَّا فِي كِتَابٍ مِن' قَب'لِ أَن' نَب'رَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
"Yeryüzünde ve nefislerinizde bir musibet gelmişse, biz onları yaratmadan önce bir kitapta (yazılmış)dır. Şüphesiz bu, Allah'a çok kolaydır.
لِكَي'لَا تَأ'سَو'ا عَلَى مَا فَاتَكُم' وَلَا تَف'رَحُوا بِمَا آَتَاكُم' وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخ'تَالٍ فَخُورٍ
(Her şeyi yazdı) Ki, kaybettiğinize yerinmeyesiniz, size verdiklerine de sevinmeyesiniz, Allah kendini beğenen, çok öğünen kimseleri sevmez." (Hadid süresi ayet 57/22-23)
Ayette:
قُل' لَن' يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَو'لَانَا وَعَلَى اللَّهِ فَل'يَتَوَكَّلِ ال'مُؤ'مِنُونَ
"De ki: 'Bize ancak, Allah'ın yazdığı isabet eder. O, bizim Mevla'mızdır. Müminler ancak Allah'a tevekkül etsinler." (Tevbe süresi ayet 9/51)
Bu ayet, eski bir şairimiz tarafından, "Yazılanlar gelir bu garip başa" diye Türkçeye terceme edilmiş, bu çağımızda türkü olarak da söylenmektedir.
Allah, geçmişi ve geleceği bildiğini anlatan ayetlerin doğrudan ibaresi, delaleti, işareti ve iltizamîyle anlatan ayetleri saymaya kalksak beş yüz ayeti geçer.
Ahiret, mahşer yeri, cennete gideceklerin nasıl sevk edileceği, cehenneme gideceklerin nasıl liderleriyle sevk edileceği cehennemde nasıl karşılanacakları ve aralarında geçecek konuşmalarla cennete gidenlerin karşılama merasimleri hakkında haber veren ayetlerin hepsi Rabbimizin geleceği bildiği için yazdığını anlatan ayetlerin hepsi gelecekten haber vermektedir.
Bu dünyada olacaklarla da verdiği haberler gerçekleşmiştir.
Seksenaltı milyon insanımız, başaramadığı, yenildiği, kimsenin faydalı olmadığı konuları özetlerken "kader" der ve gönül yangınına bir bardak su döker.
Biz, irademizden sorumluyuz.
O, bize neyi vermişse biz, ona razıyız.
Geçmişte biri,
"Narın da hoş, nurun da hoş." demiş, güzel demiş.
Ama yine değerli bir zat da,
"Nurun da hoş, nurun da hoş." demiş, Yani narını verme ya Rabbi demiş.
Gerçi bela ve musibetler de gelse biz sabretmeye çalışırız ama senin nurun daha hoş ya Rabbi diyerek, bize imtihanı kaybettirecek bela ve musibetler verme, niyazında bulunuyoruz.
Biz başımıza gelenlerin Allah'tan geldiğini bileceğiz ama İbrahim aleyhisselamın,
وَإِذَا مَرِض'تُ فَهُوَ يَش'فِينِ
"Hastalandığım zaman şifa veren O'dur." dediği gibi hastalığı kendi ihmaline bağlayarak, nezaket göstermesini örnek vererek Rabbimiz tarafından bize nezaket de öğretilir.
Gülü de dikeni de yaratan Allah'tır ama biz konuşurken hep gülle güzelleştiririz sözümüzü ve dikene yer vermeyiz.
"Bütün bunları yapmak Allah'a gayet kolaydır."
Kaybettiklerinize üzülmeyin
"Nerede o eski Ramazanlar"
"Nerede o eski âlimler"
"Nerde o eski şairler" demeyin, faydası yok.
Bu sözler, gönlü kocamış insanların sözleridir.
Seksenlik adam, "Bizim zamanımızın güzelleri bu zaman da yok" derken torunu bir Leyla'ya gönlünü kaptırmış gidiyor.
Torun da dede olunca dedesinin söylediğini tekrarlayacak.
"Bizim zamanımızda meyvelerin tadı bir ayrı idi" diyen babanın çocuğu bugünün meyvelerinde bulduğu tadı babası bulamıyor.

5