1917'den sonra gelen işgalcilerin hepsi çıkarılmalı

Dünkü gazetelerde, Trump, Netanyahu'ya, "O bölgelerden derhal çekileceksin" dediği yazılıp çiziliyor da, Netanyahu'nun ne dediği yazılmıyor. Bu haberi okurken benim İstanbul'da çok eski tanıdıklarımdan şimdi öbür dünyada olan bir zatın anlattıkları aklıma geldi: "Hoca, İstanbul'a geldim, birçok işe başladım, bıraktım. Nüfusu kalabalık, daha ziyade fakirlerin çalışmak için gelip kaldığı ilçede bir yıldızsız oteli devraldım. Her şey iyi gidiyor ama otelin bodrumunu uzun zaman önce kiralayan ve orada tüp gaz doldurma, depolama ve satış yapan iki Yahudi kardeş iş yapıyor. Otelin her yerinde gaz kokusu olduğundan müşteriler rahatsızlıklarını bildiriyor. Durumu tüp gazın sahiplerine bildirdim ama umursamadılar. Filan ilde bir asker arkadaşım vardı, cesur yürekli, sağlam bilekli biriydi. Mektupla durumu ona bildirdim, "Bana korkusuz iki işçi gönder. Ücretleri yüksek olacak ama sen ne yapacaklarını onlara sen söyle" dedim, bir ay sonra iki işçi, arkadaşımın selamıyla bana geldiler. İşe başladılar. Otelde bir odayı onlara verdim, yeme-içme otelden. Kokuyu onlar da hissedince, çaresiz olduğumu, çıkaramadığımı bildirdim. Onlar anladı meseleyi. İkinci gün sabahleyin onlar dükkânlarına girmeden bir sebep bulup o iki kardeşi dövmüşler. Şikâyet için bana geldiler, ben de, "Bir daha olmaz" dedim. İkinci gün yine dövmüşler, ben koşarak vardım, onları azarlayarak otele soktum. Üçüncü gün bana değil karakola gitmişler, koşarak gittim ve onların terbiyesi bana ait dedim arayı buldum, şikâyetten vazgeçirdim ama yine dövmüşler. Şikâyetler artınca savcılık ve mahkeme devam ederken dayak da devam etti. Mahkeme, duruşmayı altı ay sonrasına atınca altı ay dayak yememek için, bodrum katı kirayla verecek adam bulamayınca bana bıraktılar, tüplerini bir başka yere taşıdılar ve gittiler" demişti. Bu olayı tasvip ettiğim için yazmadım. Otel bodrumuna tüp gaz dolum yeri olarak ruhsat veren belediyeden başlayıp çatıya kadar her tarafı dökülüyor olayın. Samiri mikrobuna yakalanan İsrailoğulları, Musa aleyhisselamdan bugüne kadar, bir milim ilerleme sağlayamamışlar. Kendi elleriyle kazandıkları helal mallarını bile yiyebilmek için kendi mallarını çalarak tatlandırma tarafına gitmişler. Samiri mikrobunun, en büyük etkisi, altın madenini ve Samiri'nin laflarını, Allah'ın ve O'nun elçisi Musa aleyhisselamın önüne geçirmeleri ve Musa aleyhşsselama: وَإِذ' قُل'تُم' يَا مُوسَى لَن' نُؤ'مِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَه'رَةً فَأَخَذَت'كُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَن'تُم' تَن'ظُرُونَ "Hani; "Ey Musa! Biz Allah'ı apaçık şekilde görmeden sana inanmayız" demiştiniz de, siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpıvermişti. ثُمَّ بَعَث'نَاكُم' مِن' بَع'دِ مَو'تِكُم' لَعَلَّكُم' تَش'كُرُونَ Öldükten sonra sizi dirilttik. Ola ki şükredersiniz." (Bakara süresi ayet 2/55-56) Altına tapınma ve Allah celle celalühü inkâra yönelme ve Musa aleyhisselama indirilen Tevrat'a göre değil de Samiri'nin görüşlerine göre hareket etmeleri nedeniyle Rabbimiz tarafından cezalandırılıyorlar. Geçen hafta Netanyahu hükümetinin teklifiyle, Haredi Yahudilerinin askere alınmasıyla ilgili çıkarılan kanun, İsrail'i ikiye ayırdığı yazıldı. Haredi Yahudileri, Tahrif edilmiş elde bulunan Tevrat'a göre yaşamaya çalışan öz Yahudilermiş. Geçen haftaya kadar bunları askere almazlar ve Tevrat'ın unutulmasını engellerlermiş. Netanyahu ve 1948'den beri başa geçen reisi cumhur ve başbakanların hepsi aynı çetenin üyesi iken devlet olunca hemen bakanlıkları bölüşüverdiler ve Birleşmiş Milletler'de kanunsuz hareketlerini kanunileştirme tarafına gittiler. Bugüne kadar işgalci İsrail, Birleşmiş Milletler'de imzaladığı hiçbir sözü Filistin'de yerine getirmemiştir. Bu konuda Sayın Bülent Ecevit'in SUNUŞ yazısı yazdığı ""Belgelerle Filistin" isimli esere bakabilirsiniz. Kitabın yazarı Filistin Türkiye Temsilcisi olan Ribhi Halloum (Kod adı Ebu Firas)'dır. Bu kitabında 1988 yılına kadar yapılan sözleşmelerin tarih ve metinleri var ama hiçbirine uyulmadığını ve uymaya yaklaşmayan işgalcilerin sözlerini nakleder. Bu yöneticiler, cinayet, hıyanet ve toplu katliamlarda birbirleriyle yarış yapıyorlar. "Beyrut Kasabı" olarak tarihe geçme ve Sabra-Şatilla kamplarında resmi rakamlara göre 3.500 Filistinli Müslüman'ı şehit eden Ariel Şaron'u, Netanyahu 70 bin Müslüman'ı şehit ederek geçti ama her zaman olduğu gibi eline dünyanın nefretinden başka bir şey geçmedi. Kendi ülkesini çağdaş, korku hapishanesine çevirdi. Yapılacak iş, eline, beline, diline sahip, sarsılmaz yürek, bükülmez bilek sahibi Müslümanlar bir araya gelerek Osmanlı'nın çekildiği 1917 yılından sonra Filistin'e kanlı postallarla ayak basan Siyonistlerin hepsini, geldikleri ülkelere defolup gitmeleri için bir zaman tanıyıp, çıkışlarına izin verilmeli ve gitmek istemeyenlerin, ebediyen hiçbir zeytin ağacının dalına bile zarar veremez hale getirilmeleridir. Bunu yapabilecek tanka, tüfeğe, gemiye, savaş uçağına, roketlere, İHA'lara.... karada, denizde, havada, savaş yapabilecek savaş araç ve gereçlere sahip olduğumuzu yetkililerden dinliyoruz.