Brexit'e giden sürecin birçok sebebi vardı belki ama hikayenin özünde egemenliği Brüksel'den geri almak vardı. Londra kontrolü eline almak için kararını verdi ancak Brexit'in sonuçları başka tartışmaları tetikledi.
Donald Trump, İrlanda ziyaretinde bir tartışmanın fitilini ateşledi. Önce birleşik İrlanda'yı görmekten memnun olacağını söyledi. Ardından Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti'nin birleşmesini "en doğal şeylerden biri" olarak vurguladı. İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın şu anda referandum için yeterli halk desteği bulunmadığı yönündeki açıklaması hatırlatılınca da "Herkes böyle söylüyor. Sonra bir şeyler oluyor" dedi.
Çünkü Amerikan başkanları Kuzey İrlanda konusunda yıllardır son derece dikkatli bir dil kullanıyor. Trump'ın sözleri Amerikan devlet politikası değişmese ABD'nin 2. Dünya Savaşı sonrası kurduğu statükonun tartışılabileceğini gösteriyor.
Trump bu açıklamaları yaparken Birleşik Krallık'ta başka bir hareketlilik var. Bugün Cardiff'te İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın milliyetçi aktörleri bir araya geliyor. İskoçya'da Ulusal Parti (SNP) bağımsızlık, Galler'de Plaid Cymru uzun vadede bağımsızlık, Sinn Fein ise birleşik İrlanda hedefini savunuyor.
İlk kez bu üç hareket birbirine yaklaşmaya başlıyor. İskoçya ikinci referandumun yolunu arıyor. Kuzey İrlanda'da birleşme için hukuki mekanizma zaten mevcut. Galler'de ise bağımsızlık artık marjinal bir fikir olmaktan çıkıyor. Cardiff buluşmasını manşetlere taşıyan benzer 3 eğilimin siyasi tabloda etkin hale gelmiş olması. Londra şimdi giderek birbirini besleyen üç siyasi hareketle karşı karşıya.
Bu tablonun arkasında elbette Brexit süreci ve sonuçları var.
2016 referandumu Birleşik Krallık'ı Avrupa Birliği'nden kopardı. Brexit'e giden süreç ise ülkeyi oluşturan dört parçanın siyasi yönelimlerinin birbirinden farklı olduğunu da göstermişti. İngiltere ve Galler ayrılma yönünde oy kullanırken İskoçya ve Kuzey İrlanda AB'de kalmak istemişti.
Birleşik Krallık tek devlet olarak Brexit'e karar verdi ama onu oluşturan toplumlar aynı eğilimde değildi. SNP, İskoçya'nın kendi iradesi dışında Avrupa Birliği'nden çıkarıldığını savundu ve Brexit'i ikinci bağımsızlık referandumunun önemli gerekçelerinden biri haline getirdi. Sinn Fein ise Brexit'i yalnızca ekonomik bir mesele olarak değil, İrlanda adasının yeniden birleşmesi tartışmasını hızlandıran siyasi bir kırılma olarak okudu.
İşin özü Brexit, Avrupa ile İngiltere arasındaki bağı koparırken Birleşik Krallık'ın kendi içindeki dengeleri de tartışmaya açtı. İskoçya "Biz kalmak istemiştik" dedi. Kuzey İrlanda yeniden sınır meselesiyle karşı karşıya kaldı. Galler'de ise Londra merkezli siyasi tutum sorgulanıyor.
Elbette bu gelişmeler küresel ekonomik kriz, pandemi dönemindeki enflasyonist etki ve Ukrayna savaşıyla ortaya çıkan tablodan bağımsız düşünülemez.
İngiltere kamuoyunda Birleşik Krallık'ın dağılacağına ilişkin bir panik yok. Kimi gözlemciler daha sakin ve olumlu bakıyorlar. İngiltere'de birliğin devamını isteyen güçlü bir çoğunluk var. Fakat aynı toplum artık İskoçya'nın ayrılmasını, birleşik İrlanda ihtimalini veya Galler'de bağımsızlık tartışmasını geçmişte olduğu kadar uzak ihtimaller olarak görmüyor. Brexit sonrasında Birleşik Krallık'ın değişmez bir yapı olduğu düşüncesi zayıflamış.
Burada asıl soru şu: Trump gerçekten Birleşik Krallık'ın parçalanmasını mı istiyor Bunu söylemek için elimizde yeterli veri yok. Fakat başka bir soru sorabiliriz: Trump Londra'dan ne istiyor ve İngiltere'nin hangi politikalarından rahatsız

14