Savaşın yeni haritası

İran-ABD hattındaki gelişmelere bakınca aylardır vurguladığımız gibi karşımızda klasik bir savaş tablosu olmadığını görüyoruz. Bugün haber akışlarına düşen savaş limanlarda, köprülerde, demir yollarında, su arıtma tesislerinde, yapay zeka veri merkezlerinde ve ticaret koridorlarında sürüyor.

Bu yüzden yaşananları yalnızca "ABD vurdu, İran karşılık verdi" cümlesiyle açıklamak mümkün değil. Daha geniş bir tablo var. ABD, İran'ın kıyı savunmasını, deniz ticaretini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki hareket alanını daraltmaya çalışıyor. Tahran ise buna karşılık Amerikan askeri varlığının bölgedeki sinir uçlarını hedef alıyor: Üsler, radarlar, yakıt ikmal merkezleri, Patriot ve HIMARS sistemleri, lojistik depolar ve bu yapıya ev sahipliği yapan ülkeler.

Kısacası saha genişliyor, cephe hibritleşiyor. Sahadan gelen bilgiler Amerikan saldırılarının Hürmüzgan, Buşehr, Sistan-Belucistan ve Huzistan hattında yoğunlaştığını gösteriyor. Çabahar'daki Şehit Kalantari Limanı'nın kontrol kulesinin vurulması, Bender Abbas çevresindeki ulaşım ağlarının ve telekomünikasyon altyapısının hedef alınması bu açıdan önemli. Bunlar rastgele hedefler değil. İran'ın deniz ticaretiyle iç bölgeleri arasındaki bağlantıların zayıflatılması amaçlanıyor. Ayrıca İran'ın Hazar denizi hattındaki bir köprünün vurulması Çin'le ticaret yolunun hedef olduğunu bize hatırlattı.

ABD, İran'ın yalnızca askerî kapasitesinin yanı sıra ekonomik ve lojistik dayanıklılığını da test ediyor.

ABD şu aşamada İran'ı işgal etmekten çok, Tahran yönetimini diplomasi masasında tavize zorlayacak sınırlı ama etkili bir hava saldırısı yürütüyor. Hedef İran'ın masada elini zayıflatmak. Nükleer program, Hürmüz'ün statüsü ve İran'ın bölgesel nüfuzu bu baskının merkezinde duruyor.

Fakat burada önemli bir fark var. Trump yönetimi bu süreci bir pazarlık olarak görüyor. Tahran ise bunu varoluşsal bir güvenlik meselesi olarak okuyor. Trump yönetimi ateş gücünü masaya dönüş için kaldıraç olarak kullanmak isterken, İran geri adım atmak yerine Amerikan varlığının bölgesel maliyetini artırarak cevap veriyor. Masaya dönük restleşme savaşın ağırlık merkezini Körfez ülkelerine doğru kaydırıyor.

Tahran'ın mesajı açık: "Topraklarından bana saldırı düzenlenen ülkeyi tarafsız saymam." Kuveyt, Bahreyn, Katar, Ürdün ve BAE'deki Amerikan bağlantılı askeri altyapıların hedef haline gelmesi bu yüzden önemli. Burada Kuveyt dikkat çekici. Eğer bir ülke ABD'ye lojistik veya operasyonel alan açıyorsa, o ülkenin elektrik santrali, su arıtma tesisi, radar sistemi veya lojistik deposu da savaşın hedefi oluyor.

Körfez monarşilerinin bugün yaşadığı tedirginlik ABD'ye yaklaşmak güvenlik sağlıyor gibi görünse de aynı zamanda hedef haline getiriyor. ABD'den uzaklaşmak ise güvenlik şemsiyesinden mahrum kalmak anlamına geliyor. Esas mesele şu ki Amerikan varlığı Körfez'i koruyor mu, yoksa savaşı bu ülkelerin topraklarına mı taşıyor

İran'a yönelik kara işgali ise neredeyse imkansız. Coğrafyası, nüfusu, askeri kapasitesi ve bölgesel bağlantıları çok daha farklı bir tablo ortaya çıkarıyor. Hürmüz çevresindeki adalara dönük sınırlı operasyonlar ekranlarda çok tartışılıyor. Ancak böyle bir operasyonu başlatmak başka, sürdürebilmek başka. ABD de bu nedenle şimdilik kara işgali yerine altyapıyı yıpratan hava savaşıyla ilerliyor.

Hürmüz ise artık bir deniz geçişinden çok küresel ekonominin en hassas geçiş noktası oldu. İran bu geçiş üzerindeki kontrolünü korudukça savaşın maliyetini bölgesel sınırların dışına taşıyabiliyor. Batı'nın alternatif enerji koridorlarına yönelmesi de bundan kaynaklanıyor. Irak-Suriye petrol hattı, Suudi Arabistan'ın doğudan batıya uzanan enerji hatları ve Babülmendep hattı bu nedenle yeniden önem kazanıyor.