Küresel gelişmelerin yarattığı gerilim Londra'da da hissediliyor. Geçtiğimiz günlerde İngiliz hükümetinin "Hazır Ol" (Be Ready) kampanyası haber akışlarında yer aldı. Hükümet, vatandaşlarından olası acil durumlara karşı temel ihtiyaçlarını gözden geçirmelerini ve hazırlıklı olmalarını istiyor. Bu çağrı, Avrupa'da güvenlik kaygılarının arttığı bir döneme denk geliyor.
Birleşik Krallık'ta bir süredir siber saldırılar ve altyapıya dönük tehditler gündemde. Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa'daki etkileri hissedilirken elektrik ve internet kesintileri gibi ihtimaller de tartışılıyor. Hükümetin hazırlık kampanyasında aşırı hava olayları, su ve enerji kesintileri ile günlük hizmetlerde yaşanabilecek aksamalar öne çıkarılıyor. "Hazır Ol" kampanyasının resmî sitesinde içme suyu, konserve, el feneri, ilk yardım seti, pilli radyo ve nakit para gibi temel ihtiyaçlar sıralanıyor.
İngiltere'nin acil durumlara hazırlığı yalnızca günlük hayatın aksamasıyla ilgili değil. Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'nın artan güvenlik ihtiyaçları ve ABD'nin değişen politikaları Londra'nın önüne yeni meseleler çıkarıyor. Üstelik İngiltere bu gelişmelerle karşı karşıya kalırken Avrupa Birliği ile ilişkilerini de yeniden gündeme taşıdı.
Başbakan Burnham'ın Açıklamaları
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, hafta sonunda verdiği mülakatta Avrupa Birliği ile serbest dolaşımın yeniden tartışılabileceğini söyledi. İngiltere'nin Tek Pazar'a dönüşünden tam üyeliğe kadar farklı seçeneklerin değerlendirilmesine kapı araladı. Bu çıkış Londra siyasetinde yeni bir Brexit tartışması başlattı. Muhafazakârlar ve Nigel Farage'ın Reform UK partisi tepki gösterirken İşçi Partisi içerisinde de görüş ayrılıkları ortaya çıktı.
Burnham'ın açıklamaları bununla sınırlı değil. İki hafta önce katıldığı bir yayında Rusya'nın 2016 Brexit referandumuna müdahale ettiğini söyledi. Başbakanlık görevine başladıktan sonra bu konuyu sorduğunu ve müdahale olduğu yönünde açık bir cevap aldığını anlattı. Ancak kendisine bu bilgiyi kimin verdiğini ve hangi istihbarat bulgularına dayandığını açıklamadı. İngiliz Parlamentosunun 2020 yılında yayımladığı Rusya raporu da referanduma yönelik olası dış müdahalenin yeterince araştırılmamasını eleştirmişti. Elbette müdahale girişimi ile referandum sonucunun değiştirildiği iddiası aynı şey değil.
Peki, İngiltere neden on yıl önceki tartışmalara geri dönüyor Aslında Londra'nın Avrupa ile ilişkileri yaklaşık yetmiş yıldır inişli çıkışlı bir seyir izliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri ekonomik ve siyasi bütünleşmeye yönelirken İngiltere başlangıçta bu girişimlere mesafeli kaldı. Ancak Avrupa ekonomisinin gelişmesi, İngiliz ekonomisindeki sorunlar ve değişen uluslararası dengeler Londra'yı yeniden düşünmeye zorladı. İngiltere 1961 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuna üyelik başvurusunda bulundu.
Bu kez karşısına Fransa çıktı. Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, 1963 ve 1967 yıllarında İngiltere'nin üyeliğini engelledi. Paris, Londra'nın ABD'yle yakın ilişkilerinin Avrupa üzerindeki Amerikan etkisini artırmasından endişe ediyordu. İngiltere'nin katılımının Fransa'nın topluluk içerisindeki ağırlığını azaltabileceği de düşünülüyordu. O günlerde de Avrupa'nın geleceği sadece ekonomik değil, siyasi ve jeopolitik bir meseleydi.
İngiltere ancak 1973 yılında AET'ye katılabildi. Margaret Thatcher döneminde bütçe katkıları, sonraki yıllarda ortak para birimi ve egemenlik meselesi öne çıktı. Londra ekonomik bütünleşmenin sağladığı imkânlardan yararlanmak isterken Brüksel'e daha fazla siyasi yetki devretmeye mesafeliydi.
2016 referandumunda göçün kontrol altına alınması, egemenlik ve ekonomik bağımsızlık vaatleri Brexit kampanyasının merkezindeydi. Seçmenlerin yüzde 51,9'u Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde oy kullandı. İngiltere 31 Ocak 2020'de AB'den resmen ayrıldı. Ancak siyasi ayrılık, Avrupa'yla ekonomik ilişkileri ortadan kaldırmadı.
Aradan geçen yıllarda Brexit'in ekonomik bilançosu daha fazla tartışılmaya başlandı. Ticaretteki yeni bürokratik işlemler, iş gücü teminindeki sorunlar ve yatırımlara ilişkin belirsizlikler ekonomiyi etkiledi. Elbette İngiltere ekonomisindeki bütün sorunları sadece Brexit'e bağlamak doğru değil. Ancak ayrılığın ekonomik maliyetleri artık hükümetin gündeminde.
Burnham şimdi eski serbest dolaşım sistemini yeniden tartışmaya açıyor. Avrupa'dan gelip bir süre çalışan ve ardından ülkesine dönen insanların oluşturduğu hareketliliğin bugünkü göç yapısından farklı olduğunu savunuyor. Ancak avroya geçişe ve Schengen bölgesine katılmaya sıcak bakmıyor. Yani Londra Avrupa'yla yeniden yakınlaşmayı düşünürken eski egemenlik hassasiyetlerini de korumak istiyor.

10