Kovboy filmine dönüş Şerif Little Bill'in yeni dünyası

Clint Eastwood'un yönetmen koltuğuna oturduğu Affedilmeyen (Unforgiven, 1992) filmindeki kural tanımayan Şerif Little Bill karakteri (Gene Hackman) bugünlerde yeniden aklıma geldi. Western geleneğinde Şerif karakteri çoğunlukla düzenin, adaletin ve "medeniyetin" temsilcisi olarak sunulur. Little Bill ise bu geleneği tersyüz eder. O, düzeni savunduğunu iddia ederken şiddeti kurumsallaştıran, hukuku ise kendi keyfi yorumuna indirgeyen bir figürdür.

Meşhur Kovboy filmindeki bu Şerif sadece bir sadist değildir; "düzeni sağlama" gerekçesiyle şiddet kullanan spesifik bir iktidar tipini temsil eder. Little Bill için mesele şiddetin varlığı değil, o şiddetin kimin tekelinde olduğudur. Onun evreninde hukuk evrensel bir ilke değil; otoritenin bekasını sağlayan işlevsel bir aygıttır. Bu yüzden cezalar adaleti tesis etmek için değil, mutlak bir caydırıcılık yaratmak için kesilir. Şiddet gizli kapılar ardında değil, aksine bir seyirlik gibi meydanda uygulanır. Çünkü Little Bill'in iktidar anlayışında güç, ancak teşhir edildiği ve görünür kılındığı ölçüde kalıcıdır.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun 3 Ocak'ta konutundan alınarak kelepçeli halde bir minibüsle New York sokaklarında dolaştırılması, tam da bu "Little Bill mantığının" güncel bir siyasal versiyonu gibi duruyor. Burada amaç yalnızca bir lideri etkisiz hale getirmek değil; onu aşağılayarak, teşhir ederek bir güç mesajı vermektir. Hukuki süreçler ya da uluslararası teamüller ikinci plana itilirken, esas mesaj doğrudan kamuoyuna yöneliktir: "Bu gücü kullanabiliyorum." Little Bill'in mahkum English Bob'u kasaba halkının önünde dövmesiyle verdiği mesaj neyse, New York'taki bu teşhir görüntülerinin anlamı da odur.

Bu benzerlik, Trump yönetiminin Venezuela hamlesini bir dış politika tercihi olmanın ötesine taşır. Ortaya çıkan tablo, meşruiyetini ilkelerden değil güçten devşiren bir iktidar aklını işaret eder. Little Bill nasıl kendi kasabasını "koruduğunu" iddia ederken şiddeti normalleştirdiyse, Trump yönetimi de 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası hukuku bir kenara iterek kendi kovboy diplomasisini sahneliyor.

Asıl mesele, bu operasyonun uluslararası sistem açısından ne anlama geldiğidir. Uzun süredir dillendirilen o gerçeklik artık tüm çıplaklığıyla karşımızda: Uluslararası hukuk ve yerleşik teamüller işlevsizleşiyor. Sistemin ana kurucularından biri olan ABD, artık kendi inşa ettiği kurallarla oynamak istemediğini açıkça gösteriyor. ABD yönetimi burada 11 Eylül sonrası Amerikan başkanlarına tanınan terörle mücadele yetkilerini genişleterek kullandı. Aslında bu hamle, literatüre giren "Önleyici Savaş" (Preventive War) doktrininin bugüne kadar görülmüş en radikal aşamasını temsil ediyor.