Kıbrıs'ta yeniden masa kurma arayışı dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Guterres'in ardından AB'nin Kıbrıs Temsilcisi Raffaele Fitto da Ada'ya geldi. Ancak gündem masada ne konuşulacağından önce masaya kimin, hangi sıfatla oturacağı meselesinde düğümleniyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, AB'ye "Masada taraf olarak yeriniz yok" dedi. KKTC Dışişleri Bakanlığı ise daha sert bir tepki vererek Fitto'nun temsilcilik sıfatının hiçbir meşruiyet taşımadığını açıkladı.
Erhürman ile KKTC hükümetinin kullandığı dil farklı olsa da temel vurgu ortak: AB tarafsız bir arabulucu değildir ve Kıbrıs Türk tarafının rızası dışında kurulacak bir sürece mahkûm edemez. Bu bakımdan Ankara ile Lefkoşa arasında temel politika bakımından belirgin bir ayrışma görünmüyor.
Diplomasi ile Sahadaki Gelişmeler Çelişiyor
Müzakerenin aktörleri ve sınırları üzerine bu egemenlik mücadelesi sürerken sahadaki denklem daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Ankara'da Milli Savunma Bakanlığı, İsrail'in Güney Kıbrıs'taki faaliyetleri nedeniyle askeri hazırlık durumunu güncellediğini açıkladı.
Bu açıklama, Ankara'nın gelişmeleri sıradan bir diplomatik pürüz değil, doğrudan güvenlik riski olarak gördüğünü gösteriyor.
Elbette Kıbrıs'taki diplomatik hareketlilik, Doğu Akdeniz'deki askeri yapılanmadan bağımsız ele alınamaz. İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattında şekillenen hava savunma sistemleri, radar ağları, limanlar ve istihbarat ortaklıkları Ada'yı yeni bir güvenlik mimarisinin merkezine taşıyor.
Yani masada barış konuşulurken sahada yeni bir güç dengesi kuruluyor ve muhtemel bir çatışmaya göre hazırlık yapılıyor. Bugünkü tablo iki ayrı Kıbrıs dosyasının iç içe geçtiğini gösteriyor.
Birincisi, yarım asırlık klasik müzakere dosyasıdır: Federasyon, iki devletli çözüm, garantiler ve egemenlik tartışmaları...
İkincisi ise Ukrayna ve Gazze sonrası ortaya çıkan yeni güvenlik dosyasıdır: Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğinin sağladığı diplomatik imkânları İsrail'le geliştirdiği askerî ilişkilerle birleştirmesi ve Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de sınırlandırma arayışı.
Bugünkü gerilim tam olarak bu iki dosyanın kesiştiği noktada ortaya çıkıyor. Ancak yeni denklem yalnızca Türkiye'ye yönelik bir kuşatmadan ibaret değil. Rusya ile gerilim arttıkça Avrupalılar, Türkiye'nin askeri kapasitesine, savunma sanayiine ve NATO içindeki ağırlığına daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Kıbrıs meselesi ise Türkiye ile Avrupa arasındaki güvenlik işbirliğinin önünde kurumsal bir engel oluşturuyor. Rum yönetimi AB savunma mekanizmalarında Türkiye'nin önünü keserken Ankara da NATO-AB işbirliğinde elindeki imkanları kullanıyor. Güney Kıbrıs'ı NATO şemsiyesine alma çabasının önünde engeller var.
Bu nedenle Kıbrıs dosyasının yeniden açılması, yalnızca Ada'da çözüm üretme arayışı değildir. Avrupa'nın kendi güvenlik mimarisindeki kilitlenmeyi aşma çabasıdır. Fakat bunun bedelinin yine Kıbrıs Türklerine ödetilmek istenip istenmediği esas meseledir.

10