Bölgede yükselen tansiyonu yazmaya başlamıştım ki Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu'nun dört mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesi haber akışlarına düştü. ABD, Katar, Suudi Arabistan ve Umman bölgede yaşanan gerilimin doğrudan içinde. Ancak Türk kamuoyu bu haberlere "savaş kapıda" anlamı yüklemeye başladı.
Telefon görüşmelerini tek başına olağanüstü bir savaş hazırlığı olarak okumak yanıltıcı olur. Ankara son haftalarda aynı anda Suriye, Irak, Körfez, Hürmüz ve Yemen hattındaki gelişmeleri takip ediyor. Askerî diplomasi trafiğinin artması bu geniş risk haritasıyla ilgili.
İsrail'in Suriye sahasında Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren el-Zuhur üssüne yaptığı saldırı ise Netanyahu'nun iktidarını koruma arzusunun ötesinde, Tel Aviv'deki hâkim politikanın yansıması. Sahadaki gelişmeleri yakından izleyen Yılmaz Bilgen'in aktardıkları İsrail'in amaçlarını özetliyor. Şimdi herkes bu saldırının sadece Suriye'ye verilmiş bir mesaj olmadığını görüyor.
Suriye'de İsrail'in saldırdığı askerî havalimanı İdlib'in doğusunda. Türk sınırına ise neredeyse bir saat mesafede. Bu saldırının mesajı çok net. Türkiye'nin Şam yönetimini güçlendirmek için attığı adımlara karşı saldırgan bir tepki. İsrail'de yaklaşan seçimler sebebiyle Türkiye karşıtlığı içeride konsolidasyon yaratıyor ve güvenlik devletini giderek katılaştırıyor.
Ankara'nın Suriye'de istikrarı sağlamak için gösterdiği çaba, Irak ve Lübnan'ı da kapsayan geniş bir hatta sahip. 1990'lı yıllarda yaşanan krizler, göçler ve sınır güvenliği sorunları Ankara'nın hassasiyetlerini artırıyor. Türkiye bu yüzden Suriye sahasını yalnızca Şam'la ilişkiler üzerinden değil, Irak'tan Lübnan'a uzanan daha geniş bir güvenlik kuşağı içinde okuyor.
Mekke Anlaşması'nı genişletme perspektifi hem coğrafi hem de siyasi sonuçlar verecektir. Ankara-Riyad-İslamabad üçlüsünün Kahire'yi dahil etme arzusu tarihsel bütünlüğün yanı sıra Mısır'ın stratejik konumu ve ordusunun kapasitesiyle de ilişkili. Mısır'ın Kızıldeniz, Süveyş ve Doğu Akdeniz hattındaki konumu, anlaşmanın sadece savunma değil, enerji ve ticaret güvenliği boyutunu da işaret ediyor.
Bölgemizde İran ve İsrail odaklı gelişmeler ABD'nin bölgedeki etkisini artırdı. Ancak nihayetinde Gazze'de, Hürmüz'de ve Kızıldeniz'de yaşananlar Trump liderliğini ve ABD güvenlik şemsiyesini sorgulattı. Artık bölgenin kendi aktörleri güvenliği sağlamak ve uluslararası enerji-ticaret akışını istikrara sokmak zorunda.
Mekke Anlaşması'na giden sürecin gerekçelerini göz ardı edemeyiz. ABD-Çin rekabetinin doğrudan ve dolaylı etkisiyle yeni düzen arayışları ile karşılaştık.
2023 G20 Zirvesi sonrası karşımıza çıkan Hindistan-Suudi Arabistan-BAE-İsrail-Yunanistan koridoru bir dayatmaydı. Hindistan'ı üretim üssü yapmak ve İsrail'i bölgenin vazgeçilmez kapısı hâline getirmek için çaba gösterildi. Oysa ticaret ve enerji koridorları piyasa kurallarına göre işleyecekti. Güvenlik mimarisi kırılgan, siyasi meşruiyeti tartışmalı ve bölgesel gerçekliği eksik bir koridorun uzun vadede istikrar üretmesi mümkün değildi.
Gazze savaşı bu hesabı bozdu.
İsrail'in bölgesel entegrasyonun merkezi yapılmak istendiği bir dönemde Gazze'de ortaya çıkan tablo, sadece insani ve siyasi bir kriz üretmedi. Aynı zamanda IMEC olarak bilinen koridor fikrinin güvenlik zeminini de sarstı. İsrail'in merkezde olduğu bir ticaret hattının Arap kamuoyunda ve bölge devletlerinde sürdürülebilir meşruiyet üretmesi daha da zorlaştı.

12