İsrail'in daralan meşruiyet alanı

Londra marketlerinde avokado, kivi, mandalina ve hurmanın İsrail'den geldiğini fark eden kimi müşteriler tercihini değiştiriyordu. Şimdi İngiltere, Fransa, Kanada ve bazı Avrupa ülkeleri İsrail işgalindeki Batı Şeria'daki yerleşimlere yönelik yeni ticari kısıtlamalar getirdi. İngiltere bir adım daha ileri giderek illegal yerleşimlerle bağlantılı mal ve hizmet ticaretini sınırlandırıyor. Doğu Kudüs'teki E1 yerleşim projesi süreci tetikleyen gelişmelerden biri. İsrail ise buna sert cevaplar veriyor. Doğu Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğunun kapatılması haberi basına düştü, üstelik bazı İngiliz siyasetçilere ülkeye giriş yasağı getiriliyor.

İlk bakışta sınırlı bir ticari kısıtlama kararı gibi görünüyor. Ancak mesele bazı tarım ürünlerinin İngiltere veya Fransa pazarına girmesinden daha etraflı. İsrail'in Batı dünyasındaki siyasi alanının daralmaya başladığını görmekteyiz.

İngiltere ve Fransa uzun yıllardır İsrail'in güvenliğini destekleyen ülkeler. Üstelik Londra bugün de İsrail'le güvenlik ilişkilerini sona erdirmiyor. Fakat yeni bir ayrım yapıyor: İsrail'in güvenliğini desteklemek ile Netanyahu hükümetinin Gazze ve Batı Şeria politikalarını desteklemek farklı şeyler.

Bu tablo İsrail açısından önemli bir kırılmanın işareti.

İsrail 27 Ekim'de seçime gidiyor. Netanyahu'nun asıl problemi de burada başlıyor. Sağ seçmen parçalanıyor. Küçük sağ partilerin seçim barajının altında kalma ihtimali Netanyahu'nun çoğunluk kurmasını zorlaştırıyor. Bu yüzden Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich gibi isimlerin temsil ettiği partileri daha geniş bir sağ blok içinde tutmaya çalışıyor.

Seçim stratejisinin merkezinde güvenlik yine yükseliyor. 7 Ekim 2023 süreci Netanyahu'nun uzun yıllar boyunca oluşturduğu "İsrail'i sadece ben korurum" algısını yok etti. Ardından Gazze, Lübnan, Suriye ve genişleyerek İran'a uzanan saldırılar geldi. İsrail askeri kapasitesinin sınırlarını gösterdi fakat yine de "güvenli ülke" imajını koruyamadı. Ülkeyi terk eden nüfusun sayısı giderek artıyor.

Netanyahu yukarıda tasvir ettiğimiz durumu tersine çevirmeye çalışıyor. Gökhan Çınkara'nın dikkat çektiği nokta önemli: Çınkara, Netanyahu'nun seçime giderken yeni bir siyasi hedefe ve tehdit unsuruna ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail'de seçim propagandasının parçası haline getirilmesini de bu çerçevede değerlendiriyor. Likud'un Erdoğan'ın fotoğrafını kullanarak "Netanyahu'nun kaybetmesini istiyorlar" mesajı vermesi hiç de tesadüf değil.

Netanyahu sokak panolarında adeta çığlık atıyor: "İran beni istemiyor, Hamas beni istemiyor, Hizbullah beni istemiyor, Türkiye beni istemiyor."

1973 Yom Kipur savaşından beri yok etmeye alışan eski asker Netanyahu, seçimi güvenlik ekseninde varlık/yokluk savaşına sürüklüyor. Çünkü Netanyahu, Tel Aviv'deki muhaliflerden çok kendi sağındaki daha marjinal partilerle ve 7 Ekim'in siyasi sonuçlarıyla kavga ediyor.

İngiltere, Fransa ve Kanada'nın yaptırım kararları Netanyahu tarafından "İsrail seçimlerine müdahale" şeklinde bir tepkiyle karşılandı. İngiliz basınında da bu tartışma açık biçimde görülüyor.

Yaptırım kararını sembolik bulanların Netanyahu'nun "düşmanlarımız bize karşı hatta dünya bize karşı" mealindeki söylemini güçlendirebileceği ve bunun aşırı sağ seçmeni daha fazla konsolide edebileceği tezi konuşuluyor. Ancak içerden yükselen sesler de Netanyahu'nun artık dikiş tutmayacağını gösteriyor. Eski Başbakanlardan Ehud Olmert dahil bazı siyasi aktörler İngiltere'nin son kararlarını destekliyor. Batı'daki dönüşümü net bir fotoğrafa yansıtmak istersek İsrail hükümetinin akıbeti ile İsrail devletinin güvenliği meselesini birbirinden ayırdıklarını söylemeliyiz.