Hürmüz'de yükselen tansiyon

Hürmüz Boğazı'nda savaşın dozu yükselirken Ukrayna lideri Zelensky'nin, ABD'nin Tahran'a getirmeyi planladığı Rıza Pehlevi ile görüşmesi dikkat çekici bir fotoğraf ortaya koydu. Bu buluşma savaşın küresel siyaset düzleminde gayet anlamlıydı.

Rusya'nın Ukrayna ile yaşadığı kriz her ne kadar tarihsel arka planı itibarıyla farklı olsa da, ABD'nin İran'la yaşadığı gerilimle benzerlik gösteriyor. Müzakere ile çözülebilecek sorunların giderek küresel dengeyi sarsacak krizlere dönüşmesi, yeni dönemin karakteristik özelliği haline gelmiş durumda.

Trump bu savaştan bir zafer narasıyla çıkmak istiyor. Ancak bu hiç de kolay görünmüyor. Körfez Araplarının güvenliği sağlanamadı, kritik tesisler vuruldu. Finansal ve askeri teknoloji üstünlüğü tek başına sonuç üretmiyor. Coğrafya hâlâ belirleyici; avantajları da var, sınırlamaları da.

Savaşın üçüncü haftasında askeri açıdan bakıldığında tablo oldukça net: hedefler vuruldu, altyapı hasar gördü, komuta kademesine yönelik nokta operasyonlar gerçekleştirildi. Ancak bütün bu yoğunluğa rağmen savaşın en kritik sonucu ortaya çıkmadı. Ne rejim çöktü, ne ülke içinden parçalandı, ne de beklenen toplumsal kırılma gerçekleşti.

Bu durum bizi doğrudan şu soruya götürüyor:

Eğer askeri üstünlük bu kadar belirginse, neden stratejik sonuç üretilemiyor

Çünkü bu savaş klasik anlamda bir savaş değil.

Bugün karşımızda cepheleri belirli, hatları çizilmiş bir çatışma yok. Aksine; hava, siber, finans, yapay zekâ ve medya boyutlarının iç içe geçtiği girift bir mücadele söz konusu. ABD ve İsrail'in sahip olduğu askeri ve teknolojik üstünlük tartışmasız. Ancak bu üstünlük sahada sonuç üretmekte zorlanıyor. Hedefler vuruluyor ama sistem çökmüyor. Bu da savaşın doğasının değiştiğini gösteriyor.