Her şey çok hızlı aktı. Trump geçen yıl yapay zekâyla hazırlanmış bir video paylaşmıştı. On binlerce insanın hayatını kaybettiği Gazze sahilinde yeni bir şehir kuruluyor, bu hayali tatil beldesinde Trump ile Netanyahu havuz başında kokteyl içiyordu. Batı dünyası bugün Grönland'ı tartışırken, o görüntüler karşısındaki sessizliğinin bedelini şimdi ödüyor olabilir.
Grönland meselesi Trump tarafından Vaşington'da ısrarla tekrar edildi. Durum şimdi 'satın alma' söyleminin çok ötesine geçmiş durumda. Son günlerde gelen açıklamalar, bu başlığın artık Atlantik güvenliği ve Arktik rekabetinin merkezine yerleştiğini düşündürüyor. Tartışma, Atlantik cephesinin müttefiklik hukukunu doğrudan zorluyor.
Trump'ın Grönland'a yaklaşımı, klasik müttefiklik diliyle örtüşmüyor. ABD yönetimi meseleyi daha çok alan denetimi, kaynak güvenliği ve büyük güç rekabeti üzerinden okuyor. Çin ve Rusya vurgusu bu söylemin omurgasını oluşturuyor. ABD, Arktik'i giderek daha belirgin bir ileri savunma hattı olarak görüyor. Grönland da bu hattın kilit noktası haline geliyor.
Bu yaklaşım, NATO içi istişareleri ikinci plana itiyor. İkili baskı mekanizmaları öne çıkıyor. Trump'ın diplomasiden uzak dış politika refleksi, burada da kendini hissettiriyor.
Danimarka cephesinde tablo daha hassas. Kopenhag, Grönland üzerindeki egemenlik vurgusunu güçlü tutmaya çalışıyor. Ancak Arktik'te sertleşen rekabeti tek başına yönetebilecek kapasiteye sahip olmadığı da biliniyor. Bu nedenle Danimarka, bir yandan çizgisini korurken diğer yandan Trump'la doğrudan bir gerilimden kaçınmaya çalışıyor. Danimarka Dışişleri Bakanı yaptığı açıklamada Beyaz Saray'ı ikna edemediklerini açıkladı.
Dosyayı daha karmaşık hale getiren unsur Grönland'ın özerk yapısı. Son açıklamalar, Başkent Nuuk yönetiminin ABD'ye mesafeli durduğunu gösteriyor. Güvenlik başlığında NATO öne çıkarılıyor. Siyasi bağlamda ise Danimarka ile bağların korunacağı vurgulanıyor. Grönland yerel medyasına göz attığımızda 'Satın alma, tazminat ödeme' söylemi, ada halkında da karşılık bulmuyor.
İngiltere bu dosyada yüksek sesle konuşmuyor. Ancak pozisyonu net. Londra, Brexit sonrası dönemde Arktik'te Avrupa adına konuşmaktan çok Atlantikçi reflekslerini korumayı tercih ediyor. Trump'ın çıkışları, İngiltere'de bir kriz başlığı olarak değil, yönetilmesi gereken bir Amerikan sertliği olarak okunuyor. Bu nedenle Londra, Danimarka'ya destek verirken Trump'ı da idare edecek bir stratejiyle hareket ediyor.
Avrupa Birliği cephesinde daha cılız bir itiraz hâkim. Egemenlik ve uluslararası hukuk vurgusu güçlü. Ancak bu söylemi Arktik'te somut bir güçle desteklemek zor. Grönland meselesi, AB'nin stratejik özerklik iddiasıyla fiili kapasitesi arasındaki mesafeyi bir kez daha görünür kılıyor. Avrupa bu dosyada daha çok ilkesel bir pozisyonda kalıyor.
Çin ve Rusya ise tartışmanın dolaylı ama işlevsel aktörleri. Pekin, Grönland'ı doğrudan bir egemenlik meselesi olarak görmüyor. Daha çok uzun vadeli lojistik hatlar üzerinden değerlendiriyor. "Kutup İpek Yolu" söylemi bu yaklaşımı yansıtıyor. Çin'den Kıta Avrupa'sına ve Amerika kıtasına en kısa yol bu hat. Trump sert bir güvenlik söylemine sığınarak Grönland'ı ele geçirmek için bahane üretiyor.

3