Bölgede yeni bir hat mümkün mü

Türkiye, Antalya'da Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır'la kurulan temas hattını bölgesel diplomasinin yeni mimarisi haline dönüştürebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, ABD-İran kriziyle tetiklenen Ortadoğu çatışmasının artık tek dosya olarak okunmadığını, Gazze, Lübnan ve İran gibi konuların bağlantılı bir güvenlik denklemi oluşturduğunu savunuyor. Türkiye'nin bu dönem içinde diplomatik inisiyatif almaya çalıştığını ve Antalya'daki dört ülke temasının bu arayışın somut göstergesi olduğunu belirtiyor. Ancak bu yapının kalıcı bir siyasi eksene dönüşüp dönüşmeyeceği, her ülkenin farklı ulusal çıkarları taşıdığı düşünüldüğünde muallak kalmıyor mu?

Bölgede bugün en önemli gerçek, ateşkesin sürmesine rağmen siyasi zeminin zayıflaması oldu. Washington yeni temasların devam edeceğini söylüyor. Tahran ise deniz ablukası kalkmadan yeni bir görüşme turuna mesafeli yaklaşıyor. Bu tablo, tarafların masayı tamamen dağıtmadığını ama masanın da sağlam bir zemine oturmadığını gösteriyor. Süre daralıyor, belirsizlik büyüyor.

Krizin merkezi yine Hürmüz Boğazı oldu. Boğaz artık yalnız enerji geçişinin konuşulduğu bir hat olmaktan çıktı. İran burada geçişi, baskıyı ve diplomatik mesajı birlikte yönetmeye çalışıyor. ABD ise hem ekonomik maliyetten hem de gerilimin kontrolden çıkmasından çekiniyor. Piyasalardaki tedirginlik de bunu doğruluyor. Hürmüz bugün askeri gerilim ile ekonomik kırılganlığın birleştiği başlıca alan oldu.

Bu süreçte Lübnan cephesi yeniden öne çıktı. Mesele artık yalnız ABD ile İran arasındaki teknik müzakerelerle sınırlı görünmüyor. İsrail'in Lübnan sahasındaki hamleleri ateşkesin çevresini daraltıyor. Böylece kriz daha geniş bir güvenlik denklemine yerleşiyor. Gazze, Lübnan, İran ve İsrail başlıkları aynı siyasi hattın parçaları halinde ilerliyor.

Türkiye'nin bakışı bu sıkışmada önem kazanıyor. Ankara krizi dar bir dosya olarak okumuyor. Diplomasinin sürmesini istiyor ama sahadaki tabloyu da merkeze alıyor. Hakan Fidan'ın son açıklamaları, Türkiye'nin ateşkesin uzamasını beklediğini, Pakistan hattını önemsediğini ve bölgedeki savaş alanının genişlemesini istemediğini ortaya koydu. Ankara bu süreçte hem diplomatik temaslara ağırlık veriyor hem de bölgesel güvenlik risklerini açık biçimde vurguluyor.

Fidan'ın bir başka vurgusu daha dikkat çekici oldu. İsrail'in son yıllardaki çizgisini daha geniş bir yayılma iradesi olarak görüyor. Bu yaklaşım, Türkiye'nin neden İran krizini tek başına nükleer dosya olarak ele almadığını da açıklıyor. Ankara'ya göre mesele daha büyük. Bölgesel düzen sarsılıyor. Cepheler birbirine bağlanıyor. Bu yüzden diplomasi de yalnız iki başkent arasında yürüyen dar bir trafik olarak algılanmıyor.

Tam da bu nedenle Antalya'da ortaya çıkan tablo önem taşıyor. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır arasında kurulan temas hattı artık kulis bilgisi olmaktan çıktı. Resmî görüşmelere dönüştü. Dışişleri bakanları Antalya'da yeniden aynı masa etrafında toplandı. Bu görüntü, bölgenin kendi içinde yeni bir denge aradığını gösteriyor. Bu arayışın merkezinde de ateşkesin korunması, deniz güvenliği, enerji akışı ve diplomatik koordinasyon yer alıyor.

Bu dörtlü hattın anlamı burada başlıyor. Dört ülkenin öncelikleri birebir aynı değil. Ama hepsi savaşın büyümesinden zarar görüyor. Hepsi Körfez'de yeni bir kırılmanın maliyetini görüyor. Pakistan İran'a temas edebiliyor. Suudi Arabistan Körfez dengelerinde ağırlık taşıyor. Mısır Arap diplomasisinde önemli bir yerde duruyor. Türkiye ise hem NATO üyesi pozisyonuyla Batı ile temas edebiliyor hem de bölgesel siyaset kapasitesi yüksek. Bu yüzden bu hat ciddiye alınması gereken bir diplomatik zemin haline geliyor.