Bölge kendi düzenini arıyor

Geçen hafta Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması imzalandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün Libya'ya gitti; Trablus ve Bingazi'de temaslarda bulundu. Mahmud Abbas Ankara'ya geldi. Dışişleri Bakanı Fidan şimdi de Kahire'ye gidiyor. Aynı günlerde Gazze'de Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in çekilmesi ve savaş sonrası yönetim tartışılıyor. Bütün bu gelişmeleri ayrı ayrı okumak mümkün. Ama yan yana koyduğumuzda başka bir şey görüyoruz: Bölge kendi düzenini arıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şarku'l-Avsat'a verdiği röportajdaki vurgu önemliydi. Bölgenin sorunlarının bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğini söyledi. Mekke'de imzalanan anlaşmayı da bu çerçevede okumak gerekiyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlüsü yeni bir askeri bloktan bahsetmiyorlar. Aksine anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını özellikle vurguluyorlar. Ama ortak bir caydırıcılık kapasitesi oluşturuyorlar.

Artık bölge ülkeleri güvenliklerini yalnızca dış garantilere bırakmak istemiyor. Bu önemli bir değişim. Çünkü uzun yıllar boyunca Ortadoğu'daki güvenlik mimarisi büyük ölçüde ABD'nin askeri varlığı, ikili savunma anlaşmaları ve dışarıdan kurulan ittifaklar üzerinden şekillendi. Şimdi ise başka bir model arayışı var. Bölgesel aktörler birbirleriyle daha fazla konuşuyor, ortak mekanizmalar kuruyor ve krizleri mümkün olduğunca kendi aralarında yönetmeye çalışıyor.

Mekke Anlaşması bu sürecin güvenlik ayağı. Diplomasi ayağında ise Ankara oldukça hareketli. Türkiye uzun süredir Libya'daki tarafları bir araya getirmeye çalışıyor. Ankara yalnızca tek bir tarafla yürümekten ziyade Libya'nın tamamıyla konuşabilen bir aktör olmaya çalışıyor. Çünkü Libya'da esas mesele devlet kurumlarının nasıl birleşeceği ve ülkenin yeniden nasıl işler hale geleceği. Benzer yaklaşımı Suriye'de de görüyoruz. Ankara, parçalı güvenlik alanları yerine merkezi devlet yapısının güçlenmesini savunuyor.

Gazze'de de mesele giderek aynı noktaya geliyor. Savaş sonrası Gazze'yi kim yönetecek Hamas silahsızlanacak mı İsrail çekilecek mi Filistin yönetimi Gazze'ye hakim olabilecek mi Aslında bütün sorular tek bir yerde birleşiyor: Gazze'de yeniden bir devlet düzeni kurulabilecek mi

Mahmud Abbas'ın Ankara ziyareti sonrası yaptığı açıklamalar da bu tartışmayı daha açık hale getirdi. Abbas, Mekke Anlaşması'nı yalnızca üç ülke arasındaki bir savunma anlaşması olarak görmedi. Abbas, bölgesel istikrar ve güvenlik açısından bu adımın bir başlangıç olmasını temenni etti. Daha önemlisi, Gazze'nin Filistin Devleti'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Çünkü Filistin yönetimi de Filistin Devleti'nin geleceğini Gazze'den bağımsız görmüyor.

Abbas'ın "tek devlet, tek silah" vurgusu ise meselenin güvenlik boyutunu ortaya koyuyor. Hamas'ın silahsızlandırılması tartışması Filistin'in devletleşmesiyle kesişiyor. Burada esas mesele Hamas'ın silah bırakmasından ziyade silahların kime devredileceği, Gazze'nin kimin egemenliği altında olacağı ve Gazze ile Batı Şeria'nın yeniden aynı siyasi yapı içinde birleşip birleşmeyeceği.

Erdoğan'ın Netanyahu hükümetini "kaostan ve yeni çatışmalardan nemalanmakla" suçlaması da Ankara'nın İsrail politikasını nasıl okuduğunu gösteriyor. Bu değerlendirme, yaklaşan İsrail seçimleriyle birlikte daha da anlamlı hale geliyor. Çünkü bölgede savaş sonrası düzen konuşulurken Netanyahu hükümeti güvenliği hâlâ kalıcı askeri kontrol üzerinden tanımlıyor.