İngiltere medyasında geçtiğimiz haftalarda ABD Başkanı Trump'ın Kasım ayındaki kongre ara seçimleri seçimlerinden mağlup çıkacağına dönük analizler dikkat çekiyordu. Küresel gelişmeleri yakından takip eden okuryazar İngiliz için Trump döneminde yaşananlar keyifsizdi. Küresel krizler karşısında bir türlü aynı çizgiye oturmayan iki tarihsel müttefikin ayrıştığı meseleler giderek gün yüzüne çıkıyordu. Trump'ın açıklamaları en azından Kasım seçimlerine kadar Londra siyasetinde etkisini sürdürecek görünüyor.
14 Eylül 2026 Pazartesi günü Cardiff'te ortaya çıkan fotoğraf dikkat çekiciydi. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki milliyetçi liderler aynı masada buluştu. SNP, Plaid Cymru ve Sinn Fein halkların kendi anayasal geleceklerini belirleme hakkını savunan ortak bir metne imza attı. Westminster'a da anayasal değişime hazırlanma, planlama ve bunun önünü açma çağrısı yaptı.
İlk bakışta tablo oldukça sert görünüyor. Üstelik metinde "Westminster'ın zamanı sona eriyor" gibi ifadeler de var. Fakat meseleye biraz daha yakından bakınca daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Birleşik Krallık için bugün parçalanmaya koşuyor diyemeyiz. Ama bugün eskisi kadar sorgulanmadan kabul edilen bir siyasal birlik yok karşımızda.
Bu tablonun dönüm noktalarından biri Brexit süreci oldu. 2016 referandumunda İngiltere ve Galler Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde oy verirken İskoçya ve Kuzey İrlanda AB'de kalmak istedi. İskoçya'da "AB'de kalalım" oyları yüzde 62'ye, Kuzey İrlanda'da yüzde 55,8'e ulaştı. Birleşik Krallık tek devlet olarak Brexit kararı aldı ama onu oluşturan toplumların siyasal yönelimlerinin aynı olmadığı da açık biçimde görüldü.
Brexit'in temel sloganı kontrolü Brüksel'den geri almaktı. Londra Brüksel'den egemenliği geri almak istedi. Ayrılma kararı çıktı ancak Brexit egemenlik tartışması nihayete ermedi.
Cardiff'in önemi biraz da burada. İlk kez üç milliyetçi parti aynı anayasal dili kullanıyor. Ancak bu, üçünün aynı noktada olduğu anlamına gelmiyor. Kuzey İrlanda bakımından 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması birleşik İrlanda konusunda hukuki bir referandum yolunu tanımlıyor. Şartların oluştuğuna karar verilirse bir sınır referandumu yapılabilir.
İskoçya'da böyle bir açık kapı söz konusu değil. 2014 bağımsızlık referandumu Londra ile Edinburgh arasındaki özel bir anlaşmayla mümkün olmuştu. Dolayısıyla ikinci referandum için Londra'nın kararı belirleyici.
Galler ise daha farklı bir aşamada. Birleşik Krallık siyasi dengelerini bilen analistler Galler'in beklentilerinin daha çok pay almak olduğu yönünde. Londra'dan bakınca bugün ortak hedef var ama ortak hukuki yol ve ortak bir takvim yok.
Kamuoyu verileri de bu ihtiyatı gerektiriyor. İngiliz medyasına yansıyan araştırma sonuçlarında İskoçya'da bağımsızlık desteği yüzde 47 civarında. Kuzey İrlanda'da (Güney'le) birleşme desteği yüzde 36, Galler'de bağımsızlık desteği ise yüzde 32 seviyesinde görünüyor. Yani henüz açık ve tartışmasız bir çoğunluk yok.
Ama bu oranları yalnızca bugünün sonucu olarak okumak da eksik olur. Mesele siyasal tartışmanın normalleşmesi. İskoçların bağımsızlık söylemi artık marjinal bir fikir değil. Birleşik İrlanda, yalnızca Sinn Fein'in tarihsel misyonu değil. Galler bağımsızlığı da pek mümkün görünmese de tartışılabilir kıvama getiriliyor.

4