Bağdat için iki farklı senaryo

İran'a müdahale senaryolarının konuşulduğu günlerde bu köşede esas mücadelenin Irak sahasında yaşanacağını vurgulamıştık. Dün ABD ve Suudi Arabistan'ın Irak'taki İran yanlısı milisleri hedef aldığı haberleri gündeme düştü.

Ankara ise önemli bir konuk ağırladı. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Ankara ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalar, Kalkınma Yolu, Kerkük petrolü ve savunma işbirliği başlıkları ile öne çıktı. İmza töreninde yaşanan gecikme krizi ise Bağdat içindeki güç dengelerini ve projeye mesafeli çevrelerin etkisini bir kez daha hatırlattı.

Irak sahası aynı anda iki farklı hattın merkezine yerleşiyor. Birinci hat savaş hattı. İkinci hat kalkınma ve bağlantı hattı.

Jeopolitik denklemde Irak'a sadece "ABD-İran geriliminin sahası" olarak bakamayız. Irak aynı zamanda Türkiye'nin Körfez, enerji, ticaret ve güvenlik vizyonunun ana geçiş alanı haline geldi. İran-ABD gerilimi artık sadece Hürmüz'de, Körfez üslerinde veya İran kıyılarında yaşanmıyor. Irak'taki milis ağları, mühimmat depoları, enerji tesisleri ve kara bağlantı hatları da bu gerilimin parçası hâline geliyor.

Irak sahasındaki kırılganlık da burada başlıyor. Bağdat bir yandan İran'ın etkisini, diğer yandan ABD'nin askeri varlığını ve Körfez'in güvenlik kaygılarını yönetmek zorunda. Irak devleti, kendi toprakları üzerinden yürüyen bölgesel hesapların içinde egemenliğini korumaya çalışıyor.

Irak Başbakanı'nın ABD ziyaretinden sonra Ankara ziyareti süreci netleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Irak'ın savunma ihtiyaçlarını karşılamaya hazır olduklarını söylemesi sadece savunma sanayii işbirliği olarak algılanmamalı. Bu açıklama Irak'ın güvenlik kaygılarını gidermeye dönük daha geniş bir stratejinin parçası. Çünkü Irak'ın güvenliği, Ankara koridorlarında Türkiye'nin güvenliğinden bağımsız düşünülmüyor.

PKK meselesi, sınır güvenliği, Haşdi Şabi'nin konumu, Kuzey Irak'ın sahadaki rolü, İran'ın nüfuzu ve ABD'nin sahadaki varlığı birbiriyle ilişkili meseleler.

Hürmüz kriziyle dünyaya erişim sorunu yaşayan petrol üreticilerinin yeni güzergâhlara ihtiyacı var. Bu süreç Irak'ı bölgesel rekabetin düğüm noktası hâline getiriyor.

Fakat Ankara'nın Irak'a bakışı sadece güvenlik merkezli değil. Asıl değişim burada.

Türkiye, Irak'la yeni dönemi güvenlik üzerinden başlatıyor ama kalkınma ve bağlantı üzerinden kalıcılaştırmak istiyor. Kalkınma Yolu Projesi bu nedenle önemli. Basra'dan başlayıp Irak içlerinden kuzeye, oradan Türkiye'ye ve Avrupa'ya uzanacak bu hat yalnızca bir ulaştırma projesi değil. Irak'ın coğrafyasını ekonomik değere dönüştürme denemesi.

Irak Başbakanı Zeydi'nin Anadolu Ajansı için kaleme aldığı yazıda kullandığı dil dikkat çekiciydi. Irak-Türkiye ilişkilerini artık sadece güvenlik, su, ticaret ve sınır geçişleri üzerinden değil; refah, entegrasyon ve ortak kalkınma vizyonu üzerinden okuyor. Kalkınma Yolu'nu da Körfez'i, Asya'yı ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak ekonomik atardamar olarak tarif ediyor.

Bu söylem Bağdat'ın yeni arayışını gösteriyor. Irak artık sadece petrol satan ve dış güçlerin nüfuz alanına sıkışan bir ülke olmak istemiyor. Kendi coğrafyasını bir koridora, koridoru da siyasi ve ekonomik pazarlık gücüne çevirmek istiyor.

Ankara açısından ise mesele daha etraflı...

Kalkınma Yolu Türkiye'yi Körfez'e bağlayacak. Orta Koridor Türkiye'yi Çin ve Orta Asya hattına bağlarken, Kalkınma Yolu Türkiye'yi Basra Körfezi'ne açıyor. Bu iki hat birlikte düşünüldüğünde Türkiye, doğu-batı ve kuzey-güney bağlantılarının kesiştiği ülke oluyor.

Yani mesele sadece transit gelir meselesi değil. Mesele, Türkiye'nin bölgesel bağlantı mimarisinde "merkez ülke" statüsünü güçlendirmesi.

Bu nedenle Faw Limanı, Ovaköy sınır kapısı, Kerkük-Ceyhan hattı ve Kalkınma Yolu aynı masada konuşuluyor. Faw, Körfez'e açılan kapı. Ovaköy, Türkiye'ye bağlanan geçiş noktası. Kerkük-Ceyhan enerji damarını temsil ediyor. Kalkınma Yolu ise bunların tamamını ticaret, enerji ve lojistik ağına dönüştürme iddiası taşıyor.

Bu tabloya Kerkük ortaklığını da eklemek gerekir. TPAO'nun BP Energy Company of Kirkuk Limited'de yüzde 15 hisse alması, Türkiye-Irak enerji ilişkisinde yeni bir eşik anlamına geliyor. Türkiye böylece koridordan öte Kerkük'te üretimi, sahaların geliştirilmesini ve rezerv yönetimini de gündeme alıyor.