Orta Doğu son beş günde yeniden sert bir gerilim dalgasının içine girdi. İsrail ve ABD'nin İran'daki bazı askeri hedeflere yönelik operasyonlarının ardından Tahran yönetiminin verdiği misilleme, zaten kırılgan olan bölgesel dengeleri daha da hassas hale getirdi.
Şimdi asıl soru İran ile İsrail arasındaki gerilimin nereye evrileceğidir. Çatışma şimdiden Körfez Araplarını kuşatmış durumda. İran'ın bölgedeki etkisi kendi sınırlarının ötesine taşıyor. Irak'tan Lübnan'a, Yemen'den Bahreyn'e uzanan geniş bir siyasi ve toplumsal ağ, Tahran'ın bölgesel stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor.
Bu noktada özellikle üç ülke dikkat çekiyor: Irak, Lübnan ve Bahreyn. Bu ülkelerdeki Şii nüfus ve İran'a yakın siyasi veya milis yapılar, krizin yayılma boyutunda kırılgan sahalar oluşturuyor.
Irak'ta İran'a yakın Haşdi Şâbi adlı gruplar uzun süredir hem siyasi hem de askeri anlamda güçlü bir aktör konumunda. Tahran ile Vaşington arasındaki her gerilim, Irak topraklarını potansiyel bir savaş alanına dönüştürmeye müsait. Benzer şekilde Lübnan'da Hizbullah'ın askeri kapasitesi ve İran ile kurduğu stratejik bağ, İsrail ile yaşanabilecek daha geniş bir çatışmanın ötesinde Lübnan, içindeki grupları yeniden iç savaşa sürükleyecek potansiyele sahip.
Bahreyn ise farklı bir dinamiğe sahip. Ülkede nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Şii toplum ile siyasi iktidar arasındaki hassas denge, bölgesel gerilim dönemlerinde daha da kırılgan hale gelebilir. Bu durum, İran ile Körfez ülkeleri arasındaki kavganın toplumsal zemine yansıyabileceğini gösteriyor.
Ankara'dan gelen çıkış İran'ın Körfez Araplarını hedef almasının risklerini açıkça ortaya koyuyor. Arabuluculuğa hazır Ankara'nın iyi niyetli açıklamaları Tahran'da anlaşılabilir mi emin değiliz.
Ankara son yıllarda bölgedeki krizlerde gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik kanalları açık tutmaya çalışan bir politika izliyor. Hem İran ile hem de Körfez ülkeleri ve Batı ile konuşabilen az sayıdaki aktörden biri olması, Türkiye'ye potansiyel bir arabuluculuk alanı sağlıyor.
Türkiye açısından temel mesele, bölgesel bir savaşın ortaya çıkaracağı güvenlik ve ekonomik sonuçların önüne geçilmesidir. Enerji hatları, ticaret yolları ve göç hareketleri gibi başlıklar düşünüldüğünde Orta Doğu'da yaşanacak geniş çaplı bir çatışma Türkiye'yi doğrudan etkileyecek bir tablo ortaya çıkarabilir.
Bu nedenle Ankara'nın önümüzdeki süreçte hem diplomatik temaslarını artırması hem de bölgesel tansiyonu düşürecek girişimlerde bulunması muhtemel görünüyor.
Bugün gelinen noktada Orta Doğu'daki gerilimin kaderini belirleyecek iki unsur var: İran'ın misillemelerinin kapsamı ve bölgedeki kırılgan ülkelerde ortaya çıkabilecek yeni cepheler. Eğer bu kırılgan hatlar harekete geçerse, son beş günde başlayan kriz çok daha geniş bir bölgesel dalgaya dönüşebilir.
İRAN'A KARŞI KÜRT KARTI
2024 yılından beri bu konuda yazılar yazdım ve ekranlarda dile getirdim. Terörsüz Türkiye sürecinin arka planını bu köşede bugünkü gelişmeler üzerinden analiz ettim. İran-ABD-İsrail üçgeninde bazı silahlı Kürt grupların akıbetini masaya yatırdım.

5