Yorgan kavgası

Lütfi Albayrak
14.01.2026
11

Evlilikte herkes büyük krizleri konuşur; para, aileler, tatil planları... Oysa asıl gerilim gecenin bir yarısı, sessiz sedasız yaşanır: Yorgan. Çünkü yorgan sadece bir örtü değil, evlilikte sınır, güç ve sabır testidir.

İlk zamanlar romantiktir. Aynı yorganın altına girilir, ayaklar birbirine değer, "üşüme" bahanesiyle yakınlaşılır. Yorgan paylaşılır, kimse kaç santim çektiğini saymaz. Her şey sevgiyle örtülüdür.

Zaman geçtikçe yorgan küçülür, yatak daralır, gece uzar. Erkek yorganı farkında olmadan üstüne toplar; kadın farkında olarak geri almaya çalışır. Erkek bunu savunma refleksiyle yapar, kadın ise hak mücadelesi olarak görür. İki taraf da masumdur ama sonuç hep aynıdır.

Kadın yorganı düzenli, ortalı, simetrik ister. Erkek için yorgan bir barınaktır; sarılır, döner, çadır kurar. Kadın "Bir ucunu da bana ver" der, erkek "Zaten üstündesin" diye cevap verir. O anda mesele yorgan olmaktan çıkar, temsil savaşına dönüşür.

Gece 03.00 sularında kadın üşüyerek uyanır, yorganın büyük kısmının karşı tarafta olduğunu fark eder. Erkek ise uykunun en derin yerindedir ve yorganla bütünleşmiştir. Erkek artık bir insan değil, yorganın doğal uzantısıdır.

Kadın yorganın ucunu hafifçe çeker. Erkek refleksle geri çeker. Bu hareket bilinçli değildir; tamamen içgüdüseldir. Erkek beyni tek bir cümle üretir: "Benim üstüm açıldı." Kadın beyni ise daha karmaşıktır: "Bu evlilikte bile payıma düşen bu kadar mı"

Bu kavga sessizdir ama etkilidir. Kimse konuşmaz, kimse bağırmaz. Sadece sırtlar dönülür, battaniyeler kenardan çekilir, nefesler bilinçli şekilde yüksek alınır. Yatak odası kısa süreli bir soğuk savaş alanına döner.