Toplu taşımada uyumak, normal uyku değildir. Evde uyumak için yatak, yastık, sessizlik falan gerekir. Otobüste uyumak içinse sadece hayattan biraz bezmiş olmak yeterlidir.
Özellikle sabah işe giden insanımızın bu konuda ulaştığı seviye gerçekten takdire şayandır. Adam otobüse biniyor, kartını basıyor, boş koltuğu görüyor ve üç dakika sonra REM uykusunda. Daha otobüs ikinci durağa gelmeden adam rüyasında yazlığa gitmiş.
Ama toplu taşımada uyumanın en büyük problemi kafadır. Kafa hiçbir zaman sabit durmaz. Önce hafifçe öne düşer. Sonra insan irkilerek uyanır. Etrafa "Ben zaten uyumuyordum" bakışı atar. Beş dakika sonra bu kez kafa sağa gider. Bir süre sonra cama yaslanır. Otobüs çukura girince alnını cama vurur ama yine de uyanmaz. Çünkü o saatten sonra uyku değil, baygınlık başlamıştır.
Bir de yanındaki yolcunun omzunu yastık olarak kullananlar vardır. Hiç tanımadığı insanın omzuna kafasını koyup kırk yıllık evli gibi uyur. Omuz sahibi önce hafifçe kıpırdanır. Olmaz. Biraz daha sert hareket eder. Yine olmaz. En sonunda kaderine razı olup camdan dışarı bakmaya başlar. Artık yolculuğa iki kişi değil, istemeden kurulmuş küçük bir aile olarak devam ederler.
En büyük yetenek ise ineceğin durağa üç saniye kala uyanmaktır. Bu bilimsel olarak açıklanamaz. Adam kırk dakikadır ölü gibi uyuyor.
Anons duymuyor, korna duymuyor, yanındaki telefonla bağıra bağıra konuşuyor, onu bile duymuyor. Ama kendi durağı yaklaşınca içinde görünmez bir sistem devreye giriyor:
"Uyan kardeşim, burası senin." Gözlerini açıyor, dışarı bakıyor ve tam zamanında düğmeye basıyor.
Bazen sistem çalışmıyor tabii.
İnsan gözünü açıyor, camdan dışarı bakıyor ve hayatında hiç görmediği binalarla karşılaşıyor. Telefonu çıkarıp haritayı açıyor:
"Ben neredeyim" İşte toplu taşımada uyumanın bedeli budur. Eve giderken yanlışlıkla başka bir ilçede yeni bir hayata başlayabilirsiniz.
Metrobüste uyumak ise ayrı bir uzmanlık alanıdır. Çünkü burada oturarak uyuma lüksünüz olmayabilir. Bazı insanlar tutunma demirine sarılıp ayakta uyuyabilecek seviyeye ulaşmıştır. Vücut İstanbul'da, ruh başka bir âlemdedir.
Bir de ağzı açık uyuyanlar var. Onlar artık toplumun ne düşündüğünü aşmış insanlardır. Özgürleşmişlerdir. "Beni kim nasıl görüyor" dönemini kapatmışlardır. Ağzı açık, kafa geride, dünya umurunda değil...
Biz ise karşılarında oturup düşünüyoruz:

11