Yaz mevsimi gelir gelmez insanın içinde hafif bir tatil heyecanı oluşuyor. Deniz, kum, güneş... Sonra bir otelin internet sitesine giriyorsun ve o heyecan yerini "Acaba evin balkonuna şezlong koysam aynı şey olur mu" düşüncesine bırakıyor.
Eskiden tatil planı yapmak bavul hazırlamakla başlardı.
Şimdi ise hesap makinesi açmakla başlıyor. "Üç gece kalalım." Fiyatı görünce hemen "İki gece de yeter." Sonra tekrar bakıyorsun. "Bir gece de dinlendirir aslında." En sonunda "Günübirlik gidip akşam döneriz" noktasına geliyorsun. Bir süre sonra tatil planından çok bütçe toplantısı yapıyorsun.
Otel fiyatlarını görünce insan ister istemez odada altın musluk, yatağın yanında kişisel masöz, odadan denize özel kaydırak ve sabah kahvaltısında dünya liderleriyle sohbet hizmeti bekliyor. Sonra gidiyorsun, odada iki havlu, küçük bir şampuan ve "Minibar ücretlidir" yazısı seni karşılıyor. O noktada en lüks şey odadaki ücretsiz su oluyor.
Ulaşım desen ayrı bir macera. Uçak biletine bakıyorsun, araba kiralamaya bakıyorsun, otobüse bakıyorsun... Bir noktadan sonra yürüyerek gitmenin ekonomik analizini yapmaya başlıyorsun. Haritaya bakıp "Aslında 17 saat yürünür" diye kendini ikna etmeye çalışıyorsun. Hatta yakıt fiyatlarını görünce bisiklet bile gözüne Ferrari kadar değerli gelmeye başlıyor.
Tatil fotoğrafları paylaşan arkadaşların da ayrı bir moral bozucu unsur. Sen markette indirimli dondurma ararken biri Maldivler'den "Kafa dinliyoruz" diye paylaşım yapıyor. Sen de evde klimanın karşısına sandalye koyup ayağını leğene sokarak kendi tatil paketini oluşturmaya çalışıyorsun. Arka plana da dalga sesi açınca beş dakika boyunca gerçekten kendini sahilde hissediyorsun.
Eskiden "Her şey dahil" oteller meşhurdu. Bugün fiyatlara bakınca insan "Hiçbir şey dahil olmayan" bir paket arıyor. Yeter ki bütçeye dahil olsun. "Açık büfe yerine evden tost getirsem sorun olur mu" diye düşünmeye başlıyorsun.
Bir de "Erken rezervasyon avantajı" var. İndirimi görünce seviniyorsun, indirimsiz fiyatı görünce zaten tatil fikrinden vazgeçiyorsun.
Öyle bir psikoloji oluşuyor ki yüzde 40 indirim yapılmış olmasına rağmen hâlâ maaşın üç katı tutuyor. O andan sonra "Bu indirimi bana değil, otelin kendisine yapmışlar galiba" diye düşünmeden edemiyorsun.
Plaja gitmek bile başlı başına bir yatırım planına dönüşmüş durumda. Şezlong, şemsiye, içecek derken gün sonunda denize değil, banka hesabına serin su dökülmüş gibi hissediyorsun. İnsan denizden çıkınca tuzunu değil, harcamalarını silkelemeye çalışıyor.

13