Sepete ekledim, hayatımdan çıkardım

ESKİDEN alışveriş yapınca eve poşetle dönerdik. Şimdi telefonun şarjı bitiyor, eve yine bir şey gelmiyor. İki saat ürün inceliyor, yorum okuyor, renk seçiyoruz. Bu kadar emeğin sonunda aldığımız tek şey ekran görüntüsü.

Sepet dediğin artık ihtiyaç listesi değil, ekonomik durumumuzla aramıza giren hayallerin toplu konutu.
Bir ayakkabı, iki tişört, bir kahve makinesi... Hepsi orada bekliyor. Ara sıra girip bakıyoruz. Cezaevinde yakınımızı ziyaret eder gibi:
"Az kaldı, sizi buradan çıkaracağım."

Ürünün yorumlarını da öyle bir okuyoruz ki sanki birazdan şirketi satın alacağız.
"Kalıbı dar mı, sesi çok mu, yıkayınca çekiyor mu" Alamayacağımız kahve makinesinin süt köpürtmesinden şüphe ediyoruz. Evde kahveyi hâlâ çay bardağına koyuyoruz ama köpük kalitesinden taviz veremeyiz

Uygulama da rahat bırakmıyor: "Sepetinde ürün unuttun!" Unutmadım kardeşim, param yok.
Hafızamla ilgili bir problem olsa aynı ayakkabıya üç gündür bakmam zaten.
Bir de "Sana özel indirim" geliyor. Bakıyorsun, hâlâ alamıyorsun. Demek ki beni pek tanıyamamışlar. Bana özel indirim olsa altında "Kalanını biz hallettik" yazması lazım.

"Son bir ürün!" uyarısı da ayrı baskı. Alabilecek durumda değiliz ama başkası alsın da istemiyoruz. Sanki mağazayla aramızda söz kesilmiş. "Ben şu an hazır değilim, sen de hemen başkasına gitmeseydin." Bazen ücretsiz kargo için sepete bir şey daha ekliyoruz. Kargo parasından kurtulmak uğruna hiç ihtiyacımız olmayan bir sarımsak ezici alıyoruz. Evde sarımsak yok ama sistem karşısında küçük bir zafer kazanmışız.

En son toplam tutarı görünce ürünleri tek tek siliyoruz. Önce kahve makinesi gidiyor, sonra tişörtler... İnsan kendi hayatından lüksleri çıkarırken bu kadar duygulanmaz. Ayakkabıyı hemen silemiyoruz. Onu favorilere taşıyoruz. Aramızdaki ilişkiye biraz zaman vermiş oluyoruz.
Uygulama soruyor: