Salaklığın tarihi

Lütfi Albayrak
07.02.2026
10

Efendim, bugün sizlere dünyanın en meşhur, en yaygın, en "off, yine mi" dedirten insanlık halinin, yani salaklığın görkemli(!) tarihini anlatacağım. Evet, yanlış duymadınız. Salaklık öyle anadan doğma, sıradan bir durum değil. Köklü, kadim, hatta biraz da şık bir geçmişi var.

Başlangıç: Her şey bir "kurtulma" arzusuyla başladı: Milat:

Bilmem kaç yüzyıl öncesi. Yer: Arap çölleri. Bir düşünün: Devenizin üzerinde sonsuz kum denizinde ilerliyorsunuz. Sıcak, ter, bir de yanınızda sürekli "Aa şu bulut keçiye benziyor" diyen bir yol arkadaşınız var. İnsanın aklına tek bir kelime gelir: "SELAMET!" Yani, "Kurtulayım şu dertten, esenliğe kavuşayım." İşte o "selamet" kelimesinin bir akrabası, "sellek" ortaya çıktı. Anlamı: "Salıvermek, kurtarmak, serbest bırakmak." Yani aslında pozitif, özgürlükçü, havalı bir fiil.

Osmanlı'da bir trend:

"Salak" modası Osmanlı entelektüeli (yani divan şairi) bir gün bahçesinde dolaşırken, ağaçtan sallanan bir maymun görür. "Ah," der, "ne kadar da salak bir mahluk. Aklı başından salınmış, zihni serbest dolaşımda."

İşte o an! Dil tarihinde bir altın vuruş!

Kelime, fiziksel bir serbestlikten, zihinsel bir serbestliğe, pardon, boşluğa terfi etti. Artık "başıboş dolaşan" değil, "fikirleri başıboş dolaşan" insanlar için kullanılıyordu.

Not: O dönemde "Salak mısın" diye sorulduğunda, "Evet, efendim. Ruhum hür, zihnim özgür!" diye cevap veren dervişler olduğu söylenir. (Kaynak: Şaka Arşivleri, Cilt:1)

Anlamın hızla yokuş aşağı yuvarlanışı:

Zaman ilerledikçe kelime, bir çığ gibi büyüdü ve anlam bakımından da dibe vurdu. "Özgür ruhlu" olmak, yavaş yavaş "düşünmeyi reddeden" olmaya evrildi. 19. Yüzyıl: "Ahmet Efendi, seni biraz salak görüyorum" = "Ahmet Efendi, senin düşüncelerin biraz fazla özgür, topluma aykırı." 20. Yüzyıl: "Ahmet, sen harbiden salaksın!" = "Ahmet, bu yaptığın akla ziyan."