Şair olduğunu zannedip ısrarla ortamda şiir okuyanlar

HER arkadaş grubunda olmasa da bazı grupların başına gelir. Sohbet güzel gidiyordur, çaylar gelmiş, biri maçtan bahsediyor, biri iş yerindeki müdürü çekiştiriyor. Sonra köşeden bir ses yükselir: "Geçen gece bir şey karaladım..." İşte o anda herkes bilir ki artık geri dönüş yoktur.

Çünkü "Bir şey karaladım" denilen şey genellikle üç buçuk sayfadır. Üstelik şiirin adı da masum değildir:

"Sensizliğin Kıyısında Üşüyen Yalnızlığım." Daha başlıktan masadaki iki kişi telefonuna bakmaya başlamıştır.

Bu arkadaşların en önemli özelliği şiiri normal sesle okuyamamalarıdır. Bir anda ses tonu değişir. Az önce "Abi hesabı kim ödedi" diyen adam gider, yerine uzaklara bakan bir Attilâ İlhan gelir:

"Ve ben..." Burada mutlaka üç saniye susar.

"Seni..." Bir üç saniye daha.

Masadaki herkes içinden, "Oku kardeşim, vallahi anladık, seni dinliyoruz" demektedir.

Şiir ilerledikçe metaforların da freni boşalır. Kadın artık kadın değildir; "gecenin omzuna düşen kırık bir yıldız"dır. Ayrılık ayrılık değildir; "zamana saplanmış paslı bir hançer"dir. Çay bile çay değildir: "Dudağımda soğuyan sensizlik." Garson gelip "Çayları tazeleyeyim mi" diye sorar.

Şair hafifçe gülümser:

"Bazı şeyler tazelenmiyor kardeşim..." Garsonun tek istediği sipariş almaktır.

En tehlikelisi şiirin bittiğini sandığınız andır. Şair susar.

Herkes rahatlar. Biri "Güzel olmuş" diyerek konuyu kapatmaya çalışır. Şair başını kaldırır:

"Aslında bunun devamı da var." İşte gerçek çaresizlik budur.

Bir de şiir bittikten sonra yorum beklerler. "Nasıl buldunuz" sorusunun doğru cevabı yoktur. "Güzel" dersen "Neresini sevdin" der.

Eleştirirsen "Sen metaforu anlamamışsın" der. Sessiz kalırsan da seni şiirden anlamayan düz insan ilan eder.

Oysa kimsenin şiire düşmanlığı yoktur. İnsanlar sadece arkadaşlarıyla oturup iki çay içmek istemiştir. Bir anda kendilerini ücretsiz ve çıkışı olmayan bir edebiyat gecesinde bulmuşlardır.