BAZI ilişkiler vardır; "Aşk" diye başlar, ücretsiz deneme üyeliği gibi biter. Karşı taraf sizi sevgili olarak değil, hayatındaki açık pozisyonları kapatacak çok amaçlı personel olarak görür. Morali bozuksa psikologsunuz, işi varsa asistansınız, parası yoksa finans departmanısınız, yalnızsa sevgilisiniz. Ama işler yoluna girdiği anda insan kaynaklarından gelen o meşhur mesaj belirir: "Sen çok iyi bir insansın ama..." Kullanılıp atılan insanın en büyük yanılgısı, çok fedakârlık yapınca daha çok sevileceğini düşünmesidir. Sürekli alttan alır, gece üçte telefonu açar, sorun çözer, planlarını iptal eder, "O şimdi zor bir dönemden geçiyor" diyerek karşı tarafın bütün saçmalıklarına gerekçe üretir. Bir süre sonra ilişkide sevgili olmaktan çıkar, 7/24 açık müşteri hizmetlerine dönüşür.
Üstelik müşteri sürekli şikâyetçidir. İşin garibi, bu tip ilişkilerde kullanan kişi genellikle "Seni kullanıyorum" diye gelmez. Tam tersine bol miktarda "İyi ki varsın", "Beni bir tek sen anlıyorsun", "Sensiz ne yapardım" dağıtır. İnsan da bunları aşk cümlesi sanır. Oysa bazen "Sensiz ne yapardım" cümlesinin gerçek anlamı şudur: "Bu kadar işi başka kime yaptıracağım" Sonra bir gün karşı tarafın hayatı düzelir. İş bulunur, çevre genişler, özgüven gelir, yeni insanlar ortaya çıkar. Sizin telefon eskisi kadar çalmaz. Mesajlara cevap süresi iki dakikadan sekiz saate çıkar. Eskiden "Neredesin aşkım" diyen insan artık mesajınıza belediye dilekçesi muamelesi yapar: Talebiniz alınmıştır, uygun görülürse dönüş yapılacaktır. Kullanılıp atılmanın acı tarafı ayrılık değildir aslında. İnsan sonradan geriye dönüp baktığında üzülür: "Ben bunu neden bu kadar taşıdım" Çünkü ilişki iki kişinin birbirine destek olmasıdır; bir kişinin diğerini sırtına alıp İstanbul trafiğinde ömür boyu taşıması değil. Bu yüzden ilişkide mesele kimin daha çok fedakârlık yaptığı değil, fedakârlığın karşılıklı olup olmadığıdır. Siz sürekli veriyor, karşı taraf sürekli alıyorsa bunun adı aşk değil; abonelik sistemidir. Üstelik kredi kartı da sizindir.
BUNU BİLİYOR MUYDUN

5