Grip mevsimi geldi çattı

YAZ bitti, sonbahar geldi. Ağaçların yaprak dökmesinden önce insanların burunları dökülmeye başladı. Toplu taşımada "hapşuu" sesleri surround sistemle geliyor, ofislerde herkes cebinde mendille geziyor. Grip mevsimi resmen açıldı. Artık biri yanınızda öksürünce "Geçmiş olsun" demeden önce refleks olarak iki metre geri çekiliyorsunuz. Bu mevsimin en büyük problemi hava durumunun ne istediğine karar verememesi. Sabah evden çıkıyorsun 12 derece, mont giyiyorsun. Öğlen 24 derece oluyor, mont kolunda. Akşam 14 dereceye düşüyor, bu kez montu nereye koyduğunu hatırlamıyorsun. Vücut da içeride kriz toplantısı yapıyor: "Arkadaşlar biz şu an yazda mıyız, kışta mıyız Bağışıklığı neye göre çalıştırıyoruz" Bir de grip olan insanın hastalığını kabul etmeme dönemi vardır. İlk gün: "Bir şeyim yok, klimadan." İkinci gün: "Boğazım biraz gıcık." Üçüncü gün battaniyenin altında, elinde çorba, burnunda peçeteyle vasiyet hazırlıyor.

Yine de soruyorsun: "Grip misin" Cevap değişmiyor: "Yok ya, alerji." İnsan 39 derece ateşle bile alerjisine sadık. Grip mevsiminde çevremizde aniden doktor sayısı da artıyor. "Ihlamura limon sık." "Zencefil ye." "Sarımsak yut." "Ayağına sıcak su koy." Bir noktadan sonra tedavi olmuyorsun, çorbaya dönüşüyorsun. Herkes aileden kalma gizli reçetesini açıklıyor. Anne ise tıp dünyasının tartışmasız otoritesi: "Sen ince giyindin." Virüslerin milyonlarca yıllık geçmişi olabilir ama annelere göre bütün hastalıkların temel nedeni atlet giymemektir. En tehlikelisi de "Ben kolay kolay hasta olmam" diyen kişidir.

Çünkü bunu söyledikten yaklaşık 48 saat sonra sesi değişir: "Alooo... ben bugün gelemeyeceğim." Grip kibri affetmez. Kısacası grip mevsimi geldi çattı. Bundan sonra çantalarımızda telefon, cüzdan, anahtar ve mendil olacak. Toplu taşımada biri hapşırdığında bütün vagon aynı anda kafasını çevirecek. Ve önümüzdeki birkaç ay boyunca Türkiye'nin en çok kullanılan cümlesi yine değişmeyecek: "Bende grip değil ya... biraz üşütmüşüm."