Biz bir aileyiz... Ama miras patronun çocuklarına

İş görüşmesinde "Biz burada bir aileyiz" deniyorsa insanın aklına sıcak bir ortam, anlayışlı insanlar, birlikte içilen çaylar geliyor. Sonra işe başlıyorsun, ailenin sana düşen rolünü öğreniyorsun: Her işe koşan, para isteyince ayıp eden, yorulunca da nankör bulunan evlat.

Bu ailede patron baba. Müdür, babaya her şeyi yetiştiren büyük kardeş. İnsan kaynakları ise "Baban aslında seni çok seviyor ama belli edemiyor" diyen teyze. Çalışan da yıllardır "Bu evde benim hiç mi söz hakkım yok" diye soran çocuk. Yok. Ama sorumluluğun var.

"Biz bir aileyiz" cümlesi genellikle mesai bitimine on dakika kala kuruluyor. Sabah kimse akrabalık ilişkilerine girmiyor. Saat altıya doğru birden kan bağı ortaya çıkıyor: "Arkadaşlar, bugün biraz fedakârlık yapmamız gerekiyor." Senin evdeki ailen bekleyebilir. Şirketteki ailenin Excel'i yetişecek.

Üstelik fedakârlık hep aynı taraftan geliyor. Sen hafta sonunu veriyorsun, onlar teşekkür ediyor. Sen gece yarısı telefona bakıyorsun, onlar "İyi ki varsın" diyor. Sen üç kişinin işini yapıyorsun, onlar seni "ailenin vazgeçilmez parçası" ilan ediyor.

Zam isteyince o sıcak evin duvarları birden plaza camına dönüşüyor: "Bütçe koşulları, piyasa dengeleri, mali disiplin..." Beş dakika önce babamdın, şimdi neden Merkez Bankası gibi konuşuyorsun

Hastalanınca da aile olduğumuz hatırlatılıyor: "Geçmiş olsun, kendine dikkat et. Bu arada bilgisayarın yanında mı" Ateşin kaç diye sorulmuyor, dosyanın son hâli soruluyor. İnsan bir noktadan sonra termometreyi kameraya tutup "Bakın, performansım yükseliyor" diyecek.

İzin istemek ayrı bir mesele. "Annem ameliyat olacak" diyorsun. "Tabii, aile her şeyden önemli" diyorlar. Ardından ekliyorlar: "Ama cuma teslimini bir şekilde halledelim." Annemin ameliyatını perşembeye çekelim isterseniz.

Cerraha da toplantı daveti atarım, takvimlerimiz çakışmasın. Şirketin doğum günü kutlamasında aidiyet konuşması yapılıyor. Ortada bir pasta, çevresinde yirmi çalışan. Patron "Hep birlikte büyüyoruz" diyor. Gerçekten de büyüyoruz: İş yükü büyüyor, göz altı torbaları büyüyor, patronun arabası büyüyor. Maaş, ailenin küçük çocuğu; yıllardır aynı boyda.

Bir de "Kapım her zaman açık" diyen yöneticiler var. Kapı açık ama zam konusu içeri alınmıyor. Dert anlatınca "Hepimizin sorunları var" diyorlar.
Evet, benim kiram arttı, sizin yazlıktaki havuzun motoru bozuldu.

Ailece zor bir dönemden geçiyoruz. İşten ayrılmak istediğinde duygusal baskı başlıyor: "Seni yetiştirdik, sana emek verdik." İnsan istifa dilekçesi verdiğini sanıyor, meğer evden kaçmış.

Başka şirketten teklif aldığını söylersen "Bizi paraya mı değişiyorsun" diyorlar. Yok, yeni ailem harçlığı biraz daha düzenli veriyor. Ama şirket seni çıkarırken aile toplantısı yapılmıyor.