Banyoda şarkı söylerken kendini assolist sanmak

Banyoda şarkı söylerken herkesin içinde yıllardır keşfedilmeyi bekleyen bir assolist ortaya çıkıyor. Normalde telefonda pizza söylerken bile çekinen insan, duşu açınca bir anda Harbiye Açıkhava final konserine çıkmış gibi davranıyor. Çünkü banyo başka bir psikoloji. Orası evin içinde ayrı bir evren. Kapıyı kapattığın an günlük hayat bitiyor. Artık ne faturalar var ne stres... Sadece sen, sıcak su ve içindeki sanatçı. Duş başlığı otomatik olarak mikrofona dönüşüyor. Şampuan şişesi sahne ödülü gibi tutuluyor. Bir noktadan sonra insan şarkı söylemiyor, klip çekiyor. Gözler kapanıyor, kaşlar çatılıyor, uzaklara bakılıyor. Sanki hayatında büyük acılar yaşamış da albümün üçüncü şarkısında içini döküyor.
En ilginç tarafı şu: Banyoda herkes kendi sesine aşık oluyor. Çünkü o yankı var ya... İnsan beynini dolandırıyor. Ses iki kere yankılanınca kişi kendini Grammy adayı sanıyor. "Benim ses aslında iyiymiş ya" özgüveni geliyor. Sonra aynı performansı banyodan çıkınca deniyorsun. Bir söylüyorsun... Meğer sorun ses değilmiş, fayanslarmış. Ama banyodaki özgüven başka hiçbir yerde yok. Adam normal hayatta topluluk önünde sunum yapamaz... Ama banyoda Tarkan konser kapanışı yapıyor.
Bir şarkının son notasını uzatırken sanki arkada binlerce kişi telefon flaşı açmış gibi davranıyor. Bir de banyoda repertuvar aşırı geniştir. Dışarıda asla dinlemeyeceğin şarkıları bile orada söylersin. Arabeskten popa, türküden yabancı şarkıya kadar her şey serbest. Adam normalde metalci... Banyoda bir anda Orhan Gencebay'a bağlamış. Ve mutlaka performansın ortasında teknik aksaklık yaşanır. Tam şarkının en yüksek yerinde biri sifonu çeker, suyun ayarı bozulur, gözüne şampuan kaçar... Ama gerçek sanatçı performansı bırakmaz. Köpük içinde devam eder. Çünkü sanat fedakârlık ister.
En kötü an ise biri seni duyunca yaşanır. Az önce Celine Dion ruhuyla söylediğin şarkı bir anda suç deliline dönüşür. Kapı tıklanır: "İyi misin" Bir anda konser biter. "Yok abi... normal yıkanıyodum." Komşular da bu işin gizli mağdurları zaten.
Adam sabah kahvesini içerken üst kattan gelen ıslak zemin konserini dinliyor. Bir apartmanda mutlaka sesiyle duşu karıştıran biri vardır. Özellikle duygusal şarkılarda ses yükseldikçe herkes bilir: "Tamam... bugün ayrılık acısı var." İşin en komik kısmı da şu: Banyoda herkes kendini dünya starı sanıyor ama o konserin seyircisi yok. Hayatındaki en tutkulu performansı gider deli gibi buhar olmuş aynaya yapıyorsun.
YAŞLI FRED
Yaşlı Fred, hastaneye kaldırılmış. Ailesi, aile papazını da kendilerine eşlik etmesi ve gerektiği hâlde görevini yapması için çağırmış.
Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken, Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yarı doğrularak el işaretleriyle yazacak bir şeyler istemiş. Papaz, anlayışlı bir şekilde Fred'e bir kâğıt ve bir kalem uzatmış. Fred, titreyen ellerle hızlı hızlı kâğıda bir şeyler yazıp kâğıdı papaza uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acılı bir anda kâğıttakileri okumanın doğru olmayacağını düşünerek kâğıdı cebine sokmuş.
Birkaç gün sonra, Fred'in cenazesi sırasında papaz, Fred'in verdiği kâğıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce ileri çıkarak: --Sevgili Fred, ölmeden hemen önce benden kâğıt isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakmadım fakat şimdi hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum, demiş ve cebinden kâğıdı çıkararak yüksek sesle okumuş: - "Lütfen bir adım sola çekil. Oksijen hortumuma basıyorsun!"