Yazı, evden çıkarken kapı, ocak, ütü gibi eşyaları kontrol etme takıntısını, aslında yaşadığımız iç huzursuzluğun sembolü olarak gösterir. Yazar, bu kaygıların mantık ötesi bir psikolojik durumu temsil ettiğini ve bunu komik anekdotlarla destekler. Acaba bu çağda belirsizlik hissi o kadar yoğun mu ki evdeki basit kontroller bile birer varoluş kaygısına dönüşüyor?
Kapıyı kilitler.
Bir adım uzaklaşır.
Durur.
İç ses: "Kilitledin mi" Dış ses: "Kilitledim ya..." İç ses: "Ama gerçekten mi kilitledin" Geri döner. Kapıyı bir daha dener.
Sonra bir daha... Hatta bazen kapıyı çekmekle yetinmez, anahtarı tekrar sokup o kutsal "klik" sesini bir kez daha duymak ister. Çünkü bu iş artık güven meselesi değil, bir iç huzur arayışı.
Evden çıkış süresi:
30 saniye...
Kapı kontrol süresi:
4 dakika 20 saniye...
Psikolojik yorgunluk:
Tarif edilemez...
Mutfak sahnesi daha dramatiktir. Ocak kapalıdır.
Ama gözle görmek yetmez.
Düğmeye dokunulur.
Sonra bir daha dokunulur.
Sonra "Ben az önce dokundum mu yoksa dokunduğumu düşündüm mü" krizi başlar.
İnsan bir noktadan sonra kendi hafızasına dava açmak ister.
Prizler zaten ayrı bir paranoya dalıdır.
Fiş çekilmiştir. Ama insanın aklı prizde kalır.
Sanki gece herkes uyuyunca prizle fiş gizli bir anlaşma yapacak gibi bir his... Evden çıkılır. Asansöre binilir.
Katlar inerken kalp de iner.
Tam rahatlayacakken o düşünce sinsice belirir:
"Ütü..." İşte o an... İnsan fiziksel olarak asansörde, ruhsal olarak salonda ütünün başındadır.
İki seçenek vardır:
Ya geri çıkarsın (ki çıkarsın)...
Ya da bütün gün zihninde ütüyle konuşursun:
"Kapanmışsındır ya... değil mi... lütfen kapanmış ol..." Geri dönülür. Kapı tekrar açılır.
Her şey yerli yerindedir.
Ocak kapalı.
Ütü kapalı.
Fişler çekili.
Kapı kilitli.
Bir rahatlama gelir.
Derin bir nefes alınır.
"Tamam" dersin. "Bu sefer oldu." Kapıyı tekrar kilitlersin.
Bir adım uzaklaşırsın.
Durursun.
İç ses:
"İyi de... bu sefer kilitledin mi"

5